30 Mart 2022 Çarşamba

Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç; At hiçbir zaman kötü su içmez. Kedinin yattığı yerde uyu, Kurdun değdiği elmayı yiyin.

 Bir Kızılderili Öğretisi Diyor ki :

Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç; At hiçbir zaman kötü su içmez.
Kedinin yattığı yerde uyu,
Kurdun değdiği elmayı yiyin.
Sivrisineklerin yerleştiği mantarları korkusuzca topla.
Köstebeklerin kazdığı yere ağaç dik.
Yılanın ısınmaya durduğu yere ev yap.
Sıcak günlerde kuşların yuva yaptığı yere kuyu kaz.
Horozlarla beraber uyu ve uyan ki tüm gün için en sarı mısırlara ulaşabilesin.
Daha çok yeşillik yemelisin ki
Bir hayvandaki gibi güçlü bacaklara ve dayanıklı bir kalbe sahip olabilesin.
Daha sık gökyüzüne bak ki böylece düşüncelerin daha net ve hafif olacaktır.
Konuşmak yerine, daha çok sessiz kal;
"Böylelikle ruhun sakinliğe ve huzura erebilecek."
[ İNŞAÂLLÂHU TEÂLÂ ]

Nâfile hacca gideceklerden biri Bişr-i Hâfî’ye vedâ için geldi. Ona; “Ben hacca gidiyorum, bir emriniz var mı?” deyince; “Ne kadar harçlığın var?” diye sor

 Nâfile hacca gideceklerden biri Bişr-i Hâfî’ye vedâ için geldi. Ona; “Ben hacca gidiyorum, bir emriniz var mı?” deyince; “Ne kadar harçlığın var?” diye sordu. “İki bin dirhem harçlığım var.” diye cevap verdi. Bişr-i Hâfî: “Hacca gitmekle zühdü mü, yoksa Kâbe’ye olan aşkını mı, yoksa Allah rızâsını mı kastediyorsun?” diye sorunca, adam: “Allah rızâsını kastediyorum.” dedi. Bunun üzerine Bişr-i Hâfî; “O halde evinde dururken, Allah’ın rızâsını kazandıracak bir şeyi sana söylersem, yapar mısın?” deyince; “Evet yaparım.” karşılığını verdi. Bunun üzerine Bişr-i Hâfî;

“O halde sen bu iki bin dirhemi, borcunu ödeyemeyen bir fakire, yiyeceği olmayan bir yoksula, nüfusu kalabalık, geçimi dar olan bir âileye, yetimi sevindiren bir yetim bakıcısına ve bunlar gibi on kişiye yirmişer dirhem ve hattâ istersen hepsini bunlardan birine ver. Zîrâ müslümanı sevindirmek, düşkünlere el uzatmak, sıkıntıyı gidermek ve zayıflara yardım etmek, nâfile olarak yapılan yüz hacdan daha sevaptır. Kalk da dediğim gibi yap. Şâyet böyle yapmak istemiyorsan asıl kalbinde olanı bana söyle.” dedi. Vedâya gelen kimse; “Doğrusu kalbimde hacca gitmek tarafı kuvvetlidir.” dedi. Bunun üzerine Bişr gülümseyerek adama döndü ve; “Servet, şüpheli şeylerden kazanıldığı takdirde, nefs, kendi arzularından birinin yerine getirilmesini ve sâlih ameller yaptığını göstermek ister. Halbuki Allahü teâlâ, yalnız muttakîlerin, haramlardan sakınanın amelini kabul eder.” buyurdu.

Kadınlarla ilgili ibretlik belgeler:

 Kadınlarla ilgili ibretlik belgeler:

: Hz. Osman şöyle buyuruyor ; - Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu dinledim: - “bir kadın kocasına: - Senden hiç hayır görmedim.. der ise.. Allah, onun yetmiş yıllık amelini hiç eder; isterse o kadın gündüzlerini oruçlu, gecelerini namazlı geçirsin.” (dürretül vaizin 1/220)
Abdullah bin mesud rivayet etmiştir; peygamber efendimiz; - Bir kadın kocasının elbisesini yıkadığı zaman, şu sevapları alır:
a) Allah onun için bin iyilik sevabı yazar; iki bin kötülüğünü de bağışlar.
b) Üzerine güneş doğan her şey, o kadının bağışlanmasını Allahtan diler.
c) O kadın bin derece yükseltilir. (dürretül vaizin 1/219)
Peygamber efendimiz buyuruyor ki;
“cehenneme muttali oldum; oranın ekseri ehlinin kadınlar olduğunu gördüm.” Kadın sahabeler; “niçin ya rasulallah?” dediler. Buyurdu ki; “onlar laneti çok yaparlar, kocalarına küfran-ı nimette, (namkörlükte) bulunurlar.” (abdullatif 251/ ihya 2/149)
Abdurrahman bin avf demiştir ki; Rasulullah efendimiz şöyle buyurdu; - “Yararlı bir kadın, yararsız bir erkekten hayırlıdır hangi kadın olursa olsun; kocasına 7 gün hizmet ederse; 7 cehennem kapısı ona kapanır; 8 cennet kapısı ise onun için açılır, bu cennet kapılarından hangisinden isterse, hesap vermeden girer.” (dürretül vaizin 1/218)
Salihlerden bir zat, ailesini boşamak istediğinde kendisine; - Aileni niçin boşuyorsun? Diye soranlara
- Aile sırrı ifşa edilmez! Dedi. Boşandıktan sonra kendisine;
- Niçin boşadın? Diye soranlara
- Artık kendisiyle hiçbir alakam kalmamış bir kadından bahsetmeğe hakkım yoktur, diye cevap vermiştir. (ihya 2/14
Abdullah bin Ömer rivayet ediyor ,rasulullah efendimizin şöyle buyurduğunu dinledim: “yerin tamamı altın ve gümüş olsa da, kadın bunları alıp kocasının evine gitse, sonra da günün birinde kocasının başına kakınç olup böbürlenerek dese ki; - Sen de kim oluyorsun, mal benim, mülk benim; senin malın yok ki! .Allah onun amellerini boşa çıkarır; ne kadar çok olursa olsun”(dürretül vaizin 2/221)

Neden damacana alıyoruz, tehlikenin farkında mıyız?

 Neden damacana alıyoruz, tehlikenin farkında mıyız?

DAMACANA SU MU?
Prostat, meme kanseri riski....
Çocuklarda homoseksüel eğilimler !
"19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum bırakılıyoruz. Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor.
Yani musluk suyu için Allah aşkına.
- Arıtıcılar hocam?
- Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok ve arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için.
Musluk suyu
İstanbul’da kullandığınız
plastik şişedeki sudan100 kat iyidir. "
Prof.Dr.Kenan Demirkol

ÂDÂB-I MUÂŞERET

 

🌺ÂDÂB-I MUÂŞERET🌺
Çocuklarımıza öğretelim. Eksiklerimizi tamamlayalım.
🌹BİRLİKTE YAŞAMA KURALLARI🌷
🍀Gösteri, toplantı, konferans gibi insanların dikkatle takip ettiği yerlerde konuşmamalı ve koşuşturmamalıyız.
🍀Başkalarını bekletmek yanlış bir davranıştır. önünde sakız çiğnemek, hele sakızdan balon yapıp patlatmak ayıplanan bir davranıştır.
🍀Her zaman hakkımıza razı olmalıyız. Alış veriş yaparken, fatura öderken, markete ödeme yaparken sıramızın gelmesini beklemeliyiz.
🍀Sırayı bozarak öne geçmeye çalışmak insanların haklarına saygı göstermemek demektir.
🍀Yeni tanıştığımız insanlara ve bizden büyüklere “ siz “ diye hitap etmeliyiz. Çok samimi olmadığımız insanlara “ sen “ diye hitap etmemeliyiz.
🍀Toplum içindeyken gerinme, geğirme, kaşınma gibi davranışlardan uzak durmalıyız.
Konuşan iki kişinin arasına girmemeliyiz.
🍀Söyleyeceğimiz bir şey varsa konuşmalarının bitmesini beklemeliyiz.
🍀Başkalarının sözünü kesmemeliyiz.
🍀Her zaman güler yüzlü olmaya özen göstermeliyiz. Sıkıntılı anlarımızda bile insanlara gülümsemeyi ihmal etmemeliyiz
🍀Sır tutmasını bilmeliyiz. Kimsenin sırrını başkasına vermemeliyiz.
🍀Kaş göz hareketleriyle başkalarıyla alay etmek, onları diğer insanların yanında küçük düşürmeye çalışmak, yüce Allah’ın yasakladığı davranışlardandır.
🍀Toplum içerisinde gizli ve fısıltı halinde konuşmamalıyız. Bu tür davranışlar insanların bize olan güvenlerini sarsar.
🍀Karşılaştığımız insanlara selam vermek ve onların selamını almak güzel dinimizin bir gereğidir. Öğretmenimizle, arkadaşlarımızla, komşumuzla karşılaştığımızda selamlaşmalıyız.
🍀İnsanların yaptıkları hataları affedebilmeliyiz. Kin tutmamalıyız. İnsanların bize karşı olan hatalarını affedebilirsek yüce Allah’ın da bizi affetmesini isteyebiliriz.
🍀Yaptığımız hatalardan dolayı özür dilemesini bilmeliyiz. Özür dilemek bizi küçük düşürmez.
🍀Başkalarının ayıplarını yüzüne vurmamalıyız. 🍀Arkadaşlarımızın geçmişte yaptığı hataları tekrara gündeme getirmemeliyiz. Başkalarının kusurlarını örtersek Allah da bizim kusurlarımızı örter.
🍀Başkaları hakkında kötü düşünmemeliyiz. 🍀Emin olmadığımız halde “ Bu işi mutlaka o yapmıştır. “ şeklinde önyargılı düşünmek güzel dinimizin uygun görmediği bir davranıştır.
🍀Bütün konuşmalarımızda kibar ve nazik olmalıyız. “Lütfen”, “Teşekkür ederim”, “Özür dilerim”, “Rica ederim “ çok kullandığımız kelimelerden olmalıdır.
🍀Toplum içinde yüksek sesle bağırarak konuşmak kaba ve argo kelimeler kullanmak iyi bir insana yakışmayan davranışlardır.
🍀Başkalarının kusurlarıyla alay etmemeliyiz. Çünkü yüce Allah hepimizi farklıyaratmıştır.
🍀Hele insanların bedensel özürleriyle alay etmek güzel dinimizin yasakladığı davranışlardandır. Öyleyse insanlarla alay etmek yerine bizi en güzel şekilde yaratmasından dolayı Rabbimize şükretmeliyiz.
🍀Başkalarına yaptığımız iyilikleri başa kakmamalıyız. Yaptığımız iyiliklerden dolayıinsanlardan minnet ve teşekkür beklememeliyiz. Karşılık beklenerek yapılanlar, iyilik değil menfaat olur.
🍀Yanımızda bulunmayan bir arkadaşımız hakkında onun hoşlanmayacağı şeyleri
konuşmaya dedikodu veya gıybet denir.
🍀Eğer konuştuğumuz özellik o kişi de yoksa Bu sefer iftira olmuş olur.
🍀Dedikodu veya gıybet ve iftira dinimizin yasakladığı davranışlardandır.
🍀Yaptığı bir hatadan dolayı arkadaşımızı öğretmene, kardeşimizi anne veyababamızı şikayet etmek yanlış bir davranıştır.
🍀Gurur, kibir, kendini aşırı beğenme arkadaşlarımız karşısında bizi sevimsizleştirir.
🍀Eğer onlarla arkadaş olmak istiyorsak bu davranışlardan uzak olmak zorundayız.
🍀Görgülü ve terbiyeli insan olmanın bir yolu da arkadaşlarımızı iyi seçmektir.
🍀Görgülü bir arkadaş edinmek olumlu davranışlarımızı pekiştirir. Davranışlarına dikkat etmeyen bir arkadaş ise bizi her zaman zor durumda bırakır.
🍀Konuşan birinin sözünü kesmemeliyiz. Bir şey sormak ve eklemek için onun sözünü bitirmesini beklemeliyiz.
🍀Boşa akan su, gereksiz yere yanan lambalar, çöpe dökülen yemekler israftır.
İsraftan kaçınmalıyız.
🍀Yaşıtlarımıza adıyla seslenebiliriz. Ama bizden yaşça büyük insanlara yaş ve makamlarına göre Ayşe teyze, Hasan amca, Mustafa ağabey, Müdür bey şeklinde hitap etmek daha doğrudur.
🍀Kalabalıkta yürürken insanlara çarpmamaya, itmemeye ve ayaklarına basmamaya özen göstermeliyiz.
🍀Beğenmediğimiz bir fikir karşısında ölçülü tepki göstermeliyiz. “Çok kötü bir fikir, saçma ,mantıksız “ gibi ifadeler kullanmamalıyız. Bunun yerine “… olması bence daha doğru olur, özür dilerim ama bu konuda sizin gibi düşünmüyorum.” gibi karşınızdaki insanı üzmeyecek şekilde tepki göstermeliyiz.
🍀Kıskançlık çok kötü bir davranıştır.
🍀Arkadaşlarımızın bizden iyi olan taraflarını,başarılarını kıskanmak yerine örnek almaya çalışmalıyız.
🍀Yakını ölen tanıdıklarımıza başsağlığı ziyaretinde bulunmalı, onların acılarını paylaşmalıyız. Ölen kişiyi hep iyi yönleriyle hatırlamaya çalışmalıyız.
🍀Başkalarının konuşmalarına kulak misafiri olmaktan uzak durmalıyız. Bir odada konuşulan şeyleri kapıdan dinlemek de hoş olmayan bir davranıştır.
🍀Başkalarının başarılarını takdir etmeliyiz. Bir yarışmada birinci veya bir
🍀Sınavda çok başarılı olan arkadaşımızı tebrik etmek faziletli bir davranıştır. Bu şekilde arkadaşlık bağlarımızı daha fazla güçlendiriniz.
🍀Yolda yürürken arkadaşlarımızla yüksek sesle konuşmamalı, itişip kakışarak şakalaşmamalıyız.
🌲ÇOCUKLAR İÇİN FAALİYET:
‘’Bu maddelerin içinden istediğinizi seçip 2 arkadaşınıza anlatınız.’’

Oruçluyken ölmek kimlere nasip olur.. Bu bir nimet

 Merhume Aidin Salih Hanım'ın sohbet notları ;

Oruçluyken ölmek kimlere nasip olur..
Bu bir nimet
Doktor “oruç tutma” dedi, senelerdir yiyorum, diyorsun…
Oruç sana nasip olmamış haberin yok,
Oruç insanı öldürmez, korkma!
Oruçken ölen de, ne mutlu .
Allah çok merhametli
Bütün azalarınızla oruç tutun.
Bana orucu ve açlığı soruyorlar…
Hocam doktor yasakladı…
Ben oruç tutamıyorum…
Oruç tutunca başım ağırıyor..
Midem bulanıyor..
Halsiz oluyorum…
Bende diyorum ki… Sen oruç tutan biri olsaydın…
Yada orucun ehemmiyetini anlasaydın geçmişten bu yana…
Zaten bu halde olmazdın….
Vucutta ne kadar çok toksin, toksit, ağır metal vs varsa o kadar açlık kişiye zor gelir…
Hücreleri temiz olan yediği için hasta olur…Vücut tepki verir…
Başağrısı, migren, tansiyon...
Bunlar hastalık değildir…
Sadece vucudun bir savunmasıdır…
Ağrısı çok olan biri ağri kesici alıyor sonra tekrar hazır gıda, kozmetik...
Hep aynı hata…
Bak sana ne dokunuyor bırak onu…
Sana ne zarar veriyor çıkar hayatından bu kadar kolay...
Bana, “Şu hastalığım var nasıl iyileşebilirim?” diye soruyorlar…
Sen önce bir haramları hayatından çıkar…
Hücreler bir zikre gelsin…
Sonra sor…
Birçok kisi “domuzlaşmış” bakamıyorum;
‪'Aurası‬ degişmiş' farkında değil!
Ya helal daireye girer kurtulursun ya da sürünürsün...
Tercih senin.
Sırlara vakıf olmak isteyen boğazını korusun...
Efendimize layık olmak isteyen sünnetlerine riayet etsin.
Az ye, oturarak su iç, oruç tut, az uyu, karışık beslenme, sünnete aykırı yaşama, tebessüm et, helal daireden çıkma...
Ramazan sofralarınıza bir bakın...
Kimin adetiyle süslü…
Hangi peygamber, resul, nebi, sahabiler, mübarekler sofranıza oturur...
Birçok yemek çeşidi, asitli içecekler, su, ayran vs vs..
Allah iyice tıkabasa yiyin diye mi Ramazanı verdi
Ne için?
Davetler daha da kötü...
Akşama kadar hazırlık...
O kadar yemekten sonra nasıl ibadet edeceksin?
Uyku çöker gafletle, tam da şeytanın istediği gibi...
Su ve hurmayla oruç denedin mi..
Hem de birçok gün...
Efendimize yar olmak icin karnına taş bağlamak gerekmez mi?
Yemek istemeyen çocuğu tabağını bitirmeye zorlamak midesinin genişlemesine ve zamanla yeme hırsı kazanmasına sebep olur.
Bu hem her tür hastalığı hem de beğenilmeyen huy ve davranışları davet etmektedir.
Gerçekten acıktığı zaman verilen yemek çocuğa merhamet, anneye sevaptır.
Dinimize göre hayvanı bile fazla beslemek, semirtmek ve yemeğe zorlamak mekruhtur.
Haram yiye yiye şifalanacağınızı sanıyorsanız hüsrandasınız…
İyleşmek farklı şifalanmak farklı...
İyleşmek her şeyle olabilir…
Bir gavurun eliyle de….
Şifa arayın helalde.
Şifa Allah'tandır ve haramla gelmez...
Birçok yiyecekte içecekte kozmetikte vs alkol var, domuz mamülleri var…
Kullandığınız ışıltılı tabaklarda bile…
Şifa gelir mi sanıyorsunuz!..
Önce tövbe et, sonra bedenini arındır, sonra şifa iste...
“30 yıldır ilaç kullaniyorum, iyleşmedim', '20 yıldır ilaç kullandım, iyleşmedim” diyorlar.
Bırak… İçme!
“Nasıl olur, bırakırsam ölür, kullanmazsam yaşayamam”...
Sanki hiç ölmeyecek...
Ya da ölüm sebebe bağlıymış gibi...
Hani inanç!..
“Ölüm size gelince ne bir dakika öne gelir, ne geriye”... ayetine iman nerede?.
Emir gelirse kurtuluş var mı?
Aidin Salih Hanım'a soruyorlar:
-Hocam siz sentetik giymiyorsunuz. Ne giyiniyorsunuz?
– Keten ve pamuk
– Çok pahalı biz alamayız ki.. Hem de kalabalık bir aileyiz...
- Hayır siz çok alıyorsunuz..
Gardroplar dolu sığmıyor..
Sünnette ne var…
Bu kadarı israf...
Benim hiç 6. kıyafetim olmadı…
Yeni alınca bir öncekini infak ederim…
Elimde sabunla yıkamayı tercih ederim...
– Peki yemekler?.. Hangi kabı kullanıyorsunuz?
– Bakır, toprak, cam… Bunları kullanın… Çok tabak sofraya koymayın, salatanız, pilavınız bir tabakta olsun…
Parmak uçlarında enerji vardir..
Yemeğin enerjisini dağıtmayın…
Şifası daha çok olur, lezzeti de.
Elbiselerinizin birine yama yaptınız mı?
Efendimiz yamalı giymiş diye...
Yiyecek birşey bulamayınca oruç tutan… Yiyecegi varken hurmayla iftar yapan efendimizi kaç kez yaşadık...
Uzaktan sevme...
Böyle olmaz.
Layık olmak lazım...
Tedavi için ne tavsiye etmiş...
Hastayken ne yapmış…
Hastaya neler yapmış, söylemiş, hiç düşündün mü?
Hastalık, hastalık, hastalık...
Hep gündeminiz bu...
Sabır nerde?
Şükür nerde?
Razı olmak nerede??

İLİM TALEBESİ VE İLİM TALEBESİNE YARDIM EDENİN MÜKAFATI: Bir vakitler şu anda Şam’da “Dahdah” denilen bir mezarlık vardı. Bu mezarlık ekseriyetle alimlerin şehitlerin mücahitlerin defnedildiği bir kabristan idi. Bu Kabristanlıkta da kabir kazma işlerini yapan bir adam vardı. Yani mezarcılık yapıyordu.

 İLİM TALEBESİ VE İLİM TALEBESİNE YARDIM EDENİN MÜKAFATI:

Bir vakitler şu anda Şam’da “Dahdah” denilen bir mezarlık vardı. Bu mezarlık ekseriyetle alimlerin şehitlerin mücahitlerin defnedildiği bir kabristan idi. Bu Kabristanlıkta da kabir kazma işlerini yapan bir adam vardı. Yani mezarcılık yapıyordu.
Günlerden bir gün bir kadın geldi kendisi için bir kabir kazmasını istedi. Adam kabri kazdı. 1 saat sonra cenaze geldi. Ama cenaze ile beraber çok az kimse gelir. Cenaze yere indirilir. Tabut açılır. Ve bu mezarcı cenazeyi alıp kabre koymak ister. Tam Bu esnada kabir açılır cennet bahçelerinden bir bahçe oluverir. İki kişi at üzerinde gelip cenazeyi alıp gittiklerini görür. Bizim mezarcı adam bayılır yere düşer. Diğer adamlar onun gördüğünü görmemişlerdir. Neyse oradaki adamlar yüzüne su serpip ayılmasını sağlarlar. Cenaze sahibi kadın bırakıp gider. Cenazeye katılan birkaç adam Sana ne oldu neden bayıldın diye mezarcıya ısrarla sorarlar. Mezarcı;
– Vallahi çok acayip şeyler gördüm dedi ve gördüklerini anlattı. Adamlar;
– Sübhanallah bu adam hayal Gördü herhalde deyip bırakıp giderler. Arada Aylar geçti yine o kadın çıkageldi mezarcıdan bir mezar daha kazmasını istedi. Kabir kazıldı. Cenaze getirildi. Yine mezarcı cenazeyi Kabre koyarken Kabir yine cennet bahçelerinden bir bahçe oluverdi. İki kişi gelip cenazeyi alıp gittiler. Mezarcı bu sefer cesur davrandı ve bayılmadı. Hadiseyi yine sadece o görmüştü. Ve cenazeden sonra kadını takip etti kadına;
– Sen kimsin? Nereden geliyorsun. Sen neyin nesisin ey kadın söyle bakalım dedi. Kadın;
– Ey mezarcı! Lütfen Beni derdimle başbaşa bırak. Cenaze benim oğlumdu, onu kaybettim. Bir oğlum daha vardı birkaç ay önce de onu kaybettim. Adam dedi ki;
– Bu iki cenaze de seninmiydi?
– Evet dedi kadın. Hayırdır neden soruyorsun?
– vallahi ben çok acayip şeyler gördüm ilkinde kabire koyunca kabir birden cennet bahçelerinden bir bahçe oluverdi. ve iki atlı onu alıp gitti. İkinci oğlunda da aynısı oldu. Onlar ne amel işlediler de Hazreti Allah onlardan razı oldu da bu büyük lütfa nail oldular. Lütfen bana anlat dedi.
Kadın dedi ki;
– ilk ölen oğlum Kur’an talebesi, ilim tahsil ediyordu. Hastalandı maalesef vefat etti. İkinci oğlumda marangozluk yapardı. Babaları öldüğü için ilim talebesi olan kardeşinin ihtiyaçlarını o karşılardı. Ama ne garip tecellidir ki her ikisini de kaybettim. Mezarcı;
– Tamam ey kadın. Ben alacağımı aldım dedi.
Mezarcı işin aslını anlamıştı. Derhal mezarcılığı bırakmaya karar verdi. Ve Cami’ut tevbe mescidine gitti. Şeyh Said el Burhani hazretlerinin huzuruna vardı. Şeyh talebe okutmakla meşguldü. Nur yüzlü bu zat başını kaldırdı;
– Buyur evladım bir şey mi soracaksın diye ona teveccüh etti. Mezarcı;
– Efendim ben ilim öğrenmek için geldim eğer kabul buyurursanız. Şeyh;
– Evladım sen 45-50 yaşına gelmişsin. Bu saate kadar hiç okumamışsın. Nasıl yapacaksın. Bu saatten sonra Niçin böyle bir karar aldın? Deyince mezarcı başından geçen hadiseleri tek tek anlattı. Bunun üzerine hocası;
– Tamam evlâdım başla o zaman ve Allah’a tevekkül et inşaallah muvaffak olursun dedi.
Mezarcı büyük bir azimle başladı okumaya ve çok kısa zaman büyük mesafeler aldı. Öyle oldu ki zamanının en büyük âlimleri arasına girdi.
İşte bu zat Eş-şeyh Abdurrahman el Haffar hazretleridir. Bundan sonra ailesinin tamamının ilim talebesi olmasını sağlamıştır. En sonları Abdürazzak El Haffar’dır ki Şam’ın en büyük alimlerinden olmuştur.
İşte size anlattığım bu yaşanmış gerçek kıssa Allahü Teala’nın ilim talebesine ve ilim okuyan talebeye yardım edene nasıl bir muamele de bulunduğunu bu hadise ile sizi müjdelemek içindir. Her iki zümrenin de büyük ecir ve mükafatlara nail olacağını zaten Allah rasülü (sav.) de Müjdelemiştir.
Ramazan-ı Şerif’iniz ve Cuma gününüz Mübarek olsun. Hayırlı Günler diliyorum..

Herkes kıyas yapamaz, yaparsa yanlış olur şeytan gibi olur.

 Herkes kıyas yapamaz, yaparsa yanlış olur şeytan gibi olur.

İblis Kıyâmete Kadar Lânetliktir [Hicr 35, Sad 78] Meâlindeki Âyet-i Kerîme İnince, İblis Sevinmişti, “Ben Kıyâmete Kadar Lânetlikmişim! Demek ki Daha Sonra Kurtulacağım...” Demişti. Hattâ Bâzı Âlimler de İblise Hak Verdiler, “İblis Kıyâmet Günü Kurtulacak...” Dediler. Îmâm-ı A’zam Ebû Hânîfe Hazretleri Buna Karar Vermek İçin Şehir-Şehir Dolaşarak Eshâb-ı Kirâmı Aradı. Altı Tanesini Buldu. Bunlardan Ebû Tufeyl Hazretlerine, “Kur’an-ı Kerîm’de, Abdest Alırken Dirseklere Kadar Yıkamak Emrediliyor. Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimiz Abdest Alırken, Dirseklerini Yıkar mıydı Yıkamaz mıydı?” Diye Sordu. Cevaben, “Hem Yıkardı, Hem de Herkesin Yıkamasını Emrederdi. Dirseklerinizi Yıkamazsanız Abdestiniz Olmaz Buyururdu.” Dedi. Îmâm-ı A’zam Hazretleri de, “Abdest Alırken Dirseklere Kadar Yıkayın Emrinde Dirsekler de Dâhil Olunca, İblise Lânet Edilmesine Kıyâmet de Dâhildir. Kıyâmet Sonsuz Olduğuna Göre, İblis Sonsuz Lânetliktir...” Buyurdu.
NOT: Böyle Kıyasları Avâm Tabakası Olan Bizler Yapamayız Her İşin Ehli Vardır, “Îmâm-ı A’zam Ebû Hânîfe Yapıyorsa, Ben de Filân Şey ile Falân Şeyi Kıyas Eder Dinin Hükmünü Çözerim!” Diye Bir Şey Olamaz. Meâlcilerin Çoğu Bu Yüzden Sapıtıyorlar ve Maalesef Birçokları da Farkında Olmadan Dinden Çıkıyorlar. Bununla Beraber Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hazretleri de, “Îmâm-ı Azam Ebû Hânîfe’nin Kıyası Hak Değildir Demek Küfürdür. [Vehhabîler Bunun İçin Kâfir Oluyorlar.]” Buyuruyor. Dolayısı ile İnsan Elbette Tefekkür Eder Bu Fâzilettir Ama Kişi Kendi Duygu ve Düşüncelerine Dayanarak Kur’an ve Hadîslerden Hüküm ve Manâ Çıkaramaz. Doğruyu Bilebilmek İçin, Doğruyu Dosdoğru Nâkleden Bu Değerli Âlimlerimizin Eserlerini Okumalıyız. Yoksa Yanılırız.

İmam Birgivi namaz kılan Şeyhulİslâm’a neden selâm veriyor?

 İmam Birgivi namaz kılan Şeyhulİslâm’a neden selâm veriyor?

Aydınoğullarının Ödemiş Birgi’deki Şeyhulİslâm’ı, “ecdada söven” bir adamı Rasûlüllah’a hatta Hz. Âdem’e kadar sövmüştür kabul ederek, idama mâhkum ediyor. Adam idam edilirken ip kopuyor ve bu fetva boynunda adam günlerce kaçıyor, aç kalıyor, nihayet Birgi köylerinden birinde patates eken İmam Birgivi’ye rastlıyor. Yüzünün nur saçtığını görünce, ona güvenip sığınıyor ve yemek istiyor. İmam Birgivi de azığını ona veriyor. Kim olduğunu soruyor? Adam kaçmaktan saklanmaktan, artık bıkmış usanmıştır. Durumu olduğu gibi arz ediyor ve İmam boynundaki fetvayı alıp okuyor ve yırtıyor; onun yerine “Ecdad cem’i kıllettir! Dolayısyla birden başlar ama en çok ona kadar çıkar. Ondan yukarısına şamil değildir. Ey Şeyhulİslâm, dolayısıyla bu adam senin dediklerine sövmüş ve bu cezayı hak etmiş olamaz” diyor. Ve bu fetvayı eline verip Şeyhulİslâm’a onu geri gönderiyor.
Şeyhulİslâm, fetvasını yırtan bu adamı öfkeyle huzuruna celp ettiriyor. Mehmed Birgivi Şeyhulİslâm’ın huzurna getirilince, Şeyhulİslâm o anda namaz kılıyordu. Buna rağmen ona selâm veriyor. Şeyhulislâmın tepesi iyice atıyor, selâm verip namazdan çıktıktan sonra, “Bre cahil! Hiç ilimden, irfandan behrin yokmuş. Ki namaz kılana selâm veriyorsun” diyerek azarlıyor.
İmam Birgivi de, “Ben sana selâm verdiğimde sen namaz kılmıyordun ki” diyor. “Ya ne yapıyordum?” İmam Birgivi, “Evin biraz loşmuş da, bir marangoz getirtip, pençelerini biraz daha genişletmenin namazda projesini yapıyordun” diyor.
Şeyhulislâm hemen ayaklarına kapanıyor afvını istiyor ve, “Akşam ziyafetim var, seni de mutlaka ziyafetde bekliyorum, hem seni Aydınoğullarıyla (Melikimizle) tanıştırayayım” diyor. İmamı Birgivi de, “Bir şartla katılırım” diyor. “Nedir o?” diye sorunca, “Ben beraberimde getirdiğim, kendi erzağımdan (yiyeceklerimden) yiyeceğim” diyor. Şeyhulislâm ne kadar yemeklerinin helal olduğundan, bahsetse de İmam Birgivi teklifinde ısrar ediyor.
Nihayet akşam mükellef ziyafet veriliyor, onlar içi pilav dolu kuzu çevirmesi yiyorlar. O ise heybesinden çıkarttığı bir kaç zeytin ile iktifa ediyor. Bunun üzerine Şeyhulislâm ve Aydınoğulları, “Sen de bizimle ye. Kendi paramızla alınmış, soframız helâldir” diye çok ısrar edince, İmam Mehmed Birgivi, önlerindeki pilavı avuçluyor ve bir sıkıyor, yediklerinin kurtlanmış leşler olduğunu görüyorlar. Kendi yediği zeytinleri sıkıyor, ondan da nur çıkıyor.
“Sebebi nedir biliyor musunuz?” diyor, “Siz değil, ben el emeğimle geçiniyorum. Siz ise elin (başkalarının) emeği ile geçiniyor, onların hakkını yiyorsunuz.”

Arap kültürünü islamiyet sanmakla avrupa kültürünü medeniyet sanmak... birbirinden farkı yok

 AİLEDEN ALINAN HAYAT DERSİ*

Zamanında babasına kızan bir delikanlı Evi terk etmeye karar vermişti, artık babasının sürekli ikaz ve söylenmelerine katlanmak istemiyordu.
"Diş fırçalarken suyu açık bırakma"
"Salondan en son kim çıktı?
Televizyon neden açık"
"Odada kimse yok, ışıkları niçin kapatmıyorsun?"
"Makası kullanıp, neden tekrar yerine bırakmıyorsun?"
Sabah bir iş görüşmesine gidecek ve eğer işe kabul edilirse aile evini bırakıp, kedisine bir ev kiralayacaktı. Kararı kesindi. Artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.
Sabah, babası onu kapıya kadar uğurladı.
- Dikkatli ol ve bütün soruları cevaplamaya çalış, oğlum. dedi.
Ve her zamankinden daha fazla harçlık verdi.
Görüşme adresine gelince,
Baktı ki kapıda bekçi yoktu. Ve bahçe kapısı açıktı. Ama sürgülü kilidinin demiri dışarıya doğru sarkmıştı. Giren çıkan herkese değdiği için rahatsiz ediyordu.
Hemen kilit sürgüsünü geri çekti sabitledi ve içeriye girdi.
Bahçede bir hortum suyunun boşa aktığını görünce dayanamadı. Ve onu aldı sulasın diye bir ağacın dibine bıraktı.
Ve yoluna devam etti. İçerde bir avluya girdi, duvar dibinde boşa çalışan bir vantilatör gördü. Gayrı ihtiyarı bir hareketle, vantilatörü kapattığını fark etti.
Artık huyu nefsine galip geliyordu. Kendisini tuhaf hissetti ve bu durumundan nefret duymaya başladı. Kendi kendine napiyorum ben ya dedi.
Oradan küçük bir odaya girdi. Üzerinde ok işareti olan bir kağıtta "görüşme salonuna gider" yazıyordu. Ve kağıdın ters bir şeklide asılı olduğunu görünce. Rahatsiz oldu ama yinede Onu düzeltmek istemedi, fakat babası sanki karşında duruyor gibi hissetti birden ve ona;
"Onu düzelt" diyordu sanki. Ve dayanamadı ve kağıdı düzeltip, görüşme salonuna girdi.
Salonda diğer adaylar oturmuş sıralarını bekliyorlardı. Salonun ışıkları açıktı ve günün ışığı yeterince her yeri aydınlatıyordu. boşuna israf diye düşündü ama yinede aldırmak istemedi.
Fakat babasının sesini duyar gibi oldu. Sanki "kapatın şu ışıkları" diyordu.
Bu ses dikkatini dağıtıyordu. Duramadı hemen gidip ışıkları kapattı ve sırasını beklemek için bir kenara oturdu.
Sıra ona gelince görüşme odasına çağrıldı.
Masanın öbür tarafında oturan kişi evraklarını istedi.
Diplomalarını inceledikten sonra, işe ne zaman başlayabileceğini sordu.
Bunun bir tuzak soru olduğunu sandı ve "imtihanın bir parçası olmalı" dedi kendi kendine.
Ne cevap vereceğini bilemedi.
Tedirginliği yüzüne yansımaya başladı.
Karşısındaki adam; Neyi düşünüyorsunuz? Diye sorunca birden irkildi ve iş veren devam etti.
Biz burada kimseye soru sormadık.
Adayları cevaplarıyla değil davranışlarıyla değerlendirmek istedik.
Adaylardan hiç birisi senin gibi davranmadı.
Bahçe girişinden itibaren herkesi izledik.
Açık sürgü kilidi, boşa akan su, vantilatör, ışıkları ve ters kağıt hepsi imtihanın birer aşamasıydı. Bu sınavı başarılı bir şeklide tek geçen sendin. dedi Yeni işin hayırlı olsun.Yarın gel hemen işe başla dedi.
Oradan ayrılınca
Babasının disiplini ve sürekli ikazlarına kızdığını hatırladı. Ve pişmanlık duydu.
Birden bu işi sadece ailesinden aldığı disiplinle kazandığını farkettim.
Eve çok mutlu döndü ve ertesi gün babasınıda alıp yeni işyerini göstermeye götürdü.
Sonra babasına;
kendisine kazandırdığı düzen ve disiplin için teşekküretti.
Not: Hayatta başarılı olmanın yolu, disiplin ve çevremize gösterdiğimiz saygıdan geçiyor.
Anne-babalarımızın tek isteği bizim başarılı olmamız. Onlara kızmayalım, kırmayalım onları, öf bile demeyelim.
Bu vesile ile anne babalarımızın
Hayatta olanlarına selamet, ahirete irtihal edenlerinede rahmet diliyorum.
Emrah Polat

GÜNEŞİN KENDİSİNDE ISI VE IŞIK YOKTUR.

 GÜNEŞİN KENDİSİNDE ISI VE IŞIK YOKTUR.

Güneşte ısı ve ışık oluşmasını sağlayan enerji, kendinden değildir. Harici bir enerjidir.
Güneşler aslında, tabii/doğal hallerinde ısı ve ışık yaymayan, billur gibi ve şeffaf bir yapıdadırlar... Aynı bu sağ tarafta gördüğünüz LED diyot gibi... Durduk yerde ısı ve ışık yaymazlar, yayamazlar.
İkisi de hariçten bir enerji çeşidi kendilerine ulaştığında derhal ısı ve ışık yaymaya başlarlar. Bu hariçten gelen ve doğalarında olmayan enerji kendilerine ulaşmazsa ısı ve ışık yayamazlar.
Dünyamız ışığını güneşten alır güneş de ışığını, daha doğru ifade ile ısı ve ışık yaymak için gereken enerjiyi, yedi kat gökten daha yukarıda olan Arş-ı Ala’dan alır ve güneşte nükleer patlamalara eş patlamalar olduğu iddiası, sadece isabetsiz bir teoridir. İspat da edilememiştir. Geçmişe nazaran bu günümüzde, bu gibi gerçekleri kavramamız daha kolaydır. Zira kablosuz enerji nakli ile çalışan aletler artık günlük kullanıma sunulmuştur. Yine gözümüzün görmediği, duyu organlarımızın his edemediği şekilde kablosuz olarak veri nakleden modemler, çeşitli cihazlar, teknolojiler uzun zamandır kullanılmaktadır. Günümüzde gözümüzün görmediği lazer ışıkları ile çok uzak yerlere çok büyük enerjiler ve veriler de nakil edilebilmektedir.
Büyük İslam alimlerinin, güneş sistemlerine dair asırlardır bildiği bu gerçeği bilim hala tam anlamı ile çözememiştir. Dünyamızın ve üzerinde hayat bulunan bütün dünyaların, kıyamet öncesi son mürşid-i kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, 20. yüzyılın başlarında bir Alman bilim adamının, güneşlere dair bu sırrı çözdüğünü, lakin bilim çevrelerince bu bilim adamının açıklamalarının kabul görmediğini dile getirmiştir. Günümüzde tartışılmaz bilimsel gerçeklermiş gibi kabul edilen pek çok şey, isabetsiz teorilerden başka bir şey değildir.
Bilim, güneşin ısı ve ışık yaymasına sebep olan ve güneşin kendisinde oluşmayan harici enerji kaynağını çözmek isterken, şimdilerde biraz sırları çözülmüş olan insan vücudundaki çakraların (gerçek mutasavvıfların tabiri ile letaifin yani ruhun organlarının) sırlarını daha fazla çözecek ve neticede, gerçek tasavvuf ehlinin yaptığı rabıta denilen şeyin esrarını da biraz olsun çözebilecek gibi...
Yogalar ile ya da benzeri şeyler ile içlerindeki boşluğu doldurmaya çalışanların, enerjisinde eksiklik olduğunun farkında olanların ama gerçekte aradığını bulamayanların, o eksikliği ne ile dolduracağını bilemeyenlerin asıl aradıklarının rabıta olduğu meydana çıkacak. Dünyanın/dünyaların güneşe rabıta yaptığı, güneşin/güneşlerin arş-ı alaya rabıta yaptığı meydana çıkacak. Ötesi de var tabii ki, arş-ı âlâ da Allah-ü tealaya rabıta yapıyor.
(Yedi kat semanın üzerinde beş kat daha sema/gök vardır. Arş-ı ala, yedi kat semanın üzerindeki Alem-i Kürs'ün bir kat daha üzeridir. Sema katlarının gerçekliği ayet ile sabittir. Bu hususta bakınız: https://goo.gl/QfaISW)
***
Son Mürşid-i Kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.), yukarıda izah etmeye çalıştığım bu gerçekleri, günümüzden 60-70 yıl önce dile getirmiştir.
Bu hususta, kayıtlara da geçen sözleri şu şekildedir:
"Güneşte (kendinden bir) sıcaklık ve ziya (ışık) yoktur. O billura benzer bir varlık olduğu için, arşı-alâdan dağılan nuru, alem-i ecsada(cesedler alemine, maddi aleme) aksettirir.
Nitekim Almanya'nın en büyük bir fen alimi, güneşin sudan ibaret olduğunu söylemiştir. Henüz hakikati bulamadılar fakat bulacaklar!..
Kalbin de iki yüzü vardır.
Biri alem-i ervaha (ruhlar alemine) diğeri alem-i cesede bakar.
Kalb, ruhtan aldığı feyzi bütün vücuda dağılan mecraları vasıtasıyla cesede bahşeder. Bu mecralardan biri kalbin feyzinden bir an münkati olsa (kesilse), beden saatinde helak olur.
İşte maneviyatımızı temin eden kalbin de arş-ı alaya nisbeti vardır. Cennet ve Cehennem dahil arş-ı azama, daire-i arş veya avalim-i arş denir."