31 Aralık 2021 Cuma

3 KİŞİYE MELEKLER YAKLAŞMAZ Üç kişi var ki, melekler onlara yaklaşmaz. 1— Kâfirin leşine (kâfir olarak ölenin cesedine) 2— Ahlakı kötü olana 3— Cünübe (en azından) abdest alana kadar. (Çünkü abdest hadesi (manevi kiri) hafifletir). (Ebu Davud, Sünen; 4180)

 Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurdu:

"Tavla oynayan kişi. elini domuz eti ve kanına bulamış gibidir. '' (Beyhaki, Şuabul İman, 6077) İsnadı sahihtir ve ravileri güvenilirdir. Müslim bu hadisi Sahih'te Sevri'den rivayet etti.

(Müslim, Sahih; 1114) ---------------- Hayır, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e uymaktadır, sen Ona uymadan yaptığını hayırlı zannetsen bile o yaptığında hayır yoktur.

 Annesi Abdullah b. Avn'a seslendi. O da annesine cevap verirken sesi annesinin sesinden daha yüksek çıkınca, af olunmak için iki köle azat etti.

[Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, 6, 366]

Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurdu: ''Alimlerle üstünlük yarışı için ilim öğrenmeyin. Sefihlerle didişmek için de öğrenmeyin. İnsanların teveccühünü kazanmak için de ilim tahsil etmeyin. Kim bunları yaparsa ateş vardır ateş.'' / İbn Mace

 "Peygamber Efendimiz (ﷺ) yüksek bina yapan bir sahabinin defalarca verdiği selamı almadı. O sahabi de yaptığı binayı yıkmak zorunda kaldı."

/Ebû Dâvûd, Edeb, 5237

''Her kim sünnete uymak (bir yol tutmak) isterse, ölen bir kimsenin hayatına uysun. Zira diri kimsenin fitnesinden emin olunmaz.'' İbni Mes'ud R.Anh

 Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurdu:

''ALLAH bir topluluğa gazap ederse onların fiyatlarında pahalılık, çarşıda kesatlık, aralarında fesat çoğalır ve iş başındakilerinin zulmü artar.'' (Ramuzul ehadis 375/8)

Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurdu: "Kim helal lokma yer, sünnete göre yaşar ve insanlar da onun kötülüklerinden emin olurlarsa Cennete girer." (Tirmizî ve Hâkim, Ebû Saîd'den)Kenzu'l-Ummâl

 ''Eğer insan “nefsini" gençliğinde söküp atarsa atar. Yoksa yaşlanınca, geçer gölgesine yatar.''

İmam-ı Azam Hz.

"Kötü bir söz söyleyen kimse ile onu yayan kimsenin günahı eşittir" Hz. Ali r.a, el-Edebü'l-Müfred, 324

 Efendimiz (ﷺ) bir hastayı ziyaret edip yanına girdiğinde, "Mühim değil, temizliktir inşaallah" derdi

(Süyuti, El-Camiu's-Sağir; 6659)

hadîs-i şerîfte: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” buyrulmuştur. (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)

Hz. Aişe annemiz anlatıyor:“Eşim Rasûlullâh ve babam Ebubekir’in defnedildiği yere bazen normal elbiselerle girer ziyaret ederdim. Ne zamanki Hz. Ömer de aynı yere defnedilince ondan haya ettiğimden, vallahi oraya hiçbir zaman tam tesettürsüz girmedim.” Müsnedi Ahmed

 Kerahat vakitlerinde namaz kılmak, kafirler o vakitte secde ettiği için yasaktır. Yılbaşı da gavurlar kutladığı için yasaktır.

‘’Kişi kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmezse, şeytan o kişinin yüzünü sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.’’ Gazali Hz

 ''Az kalsın, seni bile sana vahyettiğimizden başka bir şeyi uydurup, bize mal etmen için akılları sıra kandıracak ve ancak o takdirde seni dost edineceklerdi.

Eğer sana sebat vermeseydik, nerdeyse azıcık da olsa onlara meyledecektin. O takdirde de ...

“Gel, sana bir şey vereceğim!” diye çocuğunu çağıran Abdullah b. Âmir"in annesine, gerçekten çocuğa bir şey verip vermeyeceğini soran #Resulullahﷺ, hurma vereceğini duyunca, “Aman dikkat et! Eğer ona bir şey vermemiş olsaydın, senin için bir tür yalan yazılacaktı.” (Ebû Dâvûd)

Biri "Ya Resûlallah, bana öyle bir amel göster ki, yaptığımda Allah da, halk da beni sevsin" diye sormuş ve cevâben: Dünyaya rağbet etme ki, Allah seni sevsin. Halkın elinde olana rağbet etme ki, halk seni sevsin' buyumuştur.'' İbn-i Mâce

 Tabiinden Meymun b. Mihran rahimehullah'a denildi ki: "Nasıl oluyor da hiçbir arkadaşın sana küsmüyor?"

Dedi ki: "Onlarla ne tartışırım ne de alışveriş yaparım" /Siyeru's Selefi's salihin. İ'tisam yay. Syf: 346

Resulullâh (ﷺ) şöyle buyurdu: ''Ailenin yanına girdiğinde onlara selam ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun.'' (Tirmizi, İsti'zan, 10) ''Kendilerini davet ettiğin bu din müşriklere (başka şeylere de inanmak isteyenlere) ağır geldi.'' {Şura 13}

 Biri "Ya Resûlallah, bana öyle bir amel göster ki, yaptığımda Allah da, halk da beni sevsin" diye sormuş ve cevâben:

Dünyaya rağbet etme ki, Allah seni sevsin. Halkın elinde olana rağbet etme ki, halk seni sevsin' buyumuştur.'' İbn-i Mâce

‘’Bir kul, hayır ve şer olarak din kardeşine ne dilerse, Hakk teala o ölçüde kendisini cezalandırır veya mükâfatlandırır.’’ İmam-ı Şa'rani Hz. 'Ameller pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz olunur. Cum’a günleri de Peygamberlere, ana babaya ve diğer yakınlara arz olunur..

 İyi amellerinizle onlar ferâhlanır ve yüzlerinin parlaklığı Artar. Öyle ise Allah’tan korkun ve günâh işlemek suretiyle ölülerinize eziyet etmeyin''

[Hâkim]

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bizden olmayanlara benzemeye çalışan, bizden değildir.” (Sünen-i Tirmizî)

 










Altın yatıyor çöl de, tanımıyorsan ne fayda

idrar yolu iltihabı, mesane iltihabı, prostat iltihabı)

 Mavi hindiba distile suyu

Etkisi: ateş dağıtma, idrar söktürme hususiyeti vardır.
Kullanımı: sıcaktan kaynaklanan böbrek ve karaciğerdeki ödemler, idrar tutumlası, cinsel azalardaki iltihaplarda (idrar yolu iltihabı, mesane iltihabı, prostat iltihabı) kullanılır.

İDRAR YOLLARI İLTİHABI :

İdrar yolu enfeksiyonları herkeste olabilir ancak kadınlarda daha sık görülebilen bir durumdur.İdrar yolu enfeksiyonu idrar yolu astarının kırmızılaşmasına ve tahrişe neden olmasından kaynaklanan ve bunun sonucunda da ağrı, idrarda kan ve sık idrara çıkma ihtiyacı gibi semptomlara neden olan bir rahatsızlıktır. Enfeksiyon böbreklerinize yayılırsa ciddi bir sağlık problemi haline gelebilir.İdrar yolu, vücudun sıvı atık ürünlerinden biri olan idrarı üretir ve depolar. Normal idrarda bakteri (mikrop) yoktur. Bununla birlikte, bazen, vücudun dışındaki bakteriler idrar yoluna girer ve enfeksiyona ve iltihaplanmaya neden olur. Bu bir idrar yolu enfeksiyonu. Enfeksiyon, üretrayı (üretrit adı verilen bir durum), böbrekleri (piyelonefrit adı verilen bir durum) veya mesane (sistit olarak adlandırılan bir durum) içerebilir. Sistit, en sık idrar yolu enfeksiyonu türüdür.Bir idrar yolu enfeksiyonu, idrar yolunun astarının kırmızılaşmasına ve tahriş olmasına neden olur, bu da aşağıdaki semptomların bir kısmını oluşturabilir:Yan (karın bölgesi), karın ya da pelvik bölgedeki ağrı,Alt pelviste basınç

Sık idrara çıkma ihtiyacı,Ağrılı idrara çıkma,İdrara acil çıkma ihtiyacı,Geceleri idrara sık çıkma ihtiyacı,Anormal idrar rengi,
İdrarda kan,Güçlü veya kötü kokulu idrar.
UYGULAMA :
Ekinezya tentürü :Genelde aktarlarda ekinezya bulunur ama tentürünü araştırmak gerekir sanırım olmasıda lazım günlük olarak 3 defa 15-20 damla biraz suya karıştırılıp içilir.

BÖBREK İLTİHABI :

1- Basit bir tarif vereyim :Susam ve susamlı şeyler yiyin,Günlük ile tahin helvası yenirse iltihapları yok eder.
2- Ardıç tohumunu bal ile karıştırıp macun yapın ve sabah akşam 1 tatlı kaşığı yiyin.

idrar yolu iltihabı

dübür için  üdi hindi iç  gümüş suyu iç sür 

 hazan bel 

30 Aralık 2021 Perşembe

“Kelime-i Tevhîd hatmi”, Kelime-i Tevhîdi 70 bin kere okumaktır. Nitekim hadis-i şerifte buyruldu ki: “Kim 70 bin ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, ölmeden önce Cennet ile müjdelenir.” [Kelime-i Tevhidin Fazileti S. 47]


Tasavvuf ehlinin/eviliyâullah’ın ileri gelenlerinden birçoklarının Kelime-i Tevhid hatmini bu miktar okumalarının müstenidatı/dayanağı, bu hadis-i şerif olsa gerektir. Bu okunan 70 bin adet Kelime-i Tevhid‘in tesiri, ecri-sevabı-mükafâtı okuyan için olduğu ve kendisi cennetle müjdelendiği gibi, aynı hatmin başkaları için de okunması halinde onlar için de aynı neticeyi verir. Nakşi yolu Müceddidin kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Ebul Faruk (k.s.) hazretleri de, Kelime-i Tevhîd hatminin adedi hususunda, “70 bin Tevhid de olsa, olabilir… Amma 72 bin olsa daha iyi ve daha müessir olur” buyurmuşlardır. Şeyh Ebu’r-Rebi’ (k.s.) hazretleri, keşfi/basîreti/manevi gözü ve görüşü açılmış bir genç ile yemek yiyordu. Yemekten evvel de, 70 bin Kelime-i Tevhîd okumuştu. Keşfi açılmış genç yemeğe uzanırken bir anda gözünün önünden perdeler kaldırıldı ve annnesinin cehennemde azap edildiğini görünce, üzüntü ile elini yemekten çekti, ağlamaya başladı Yanındakiler, ‘neden yemediğini ve ağladığını’ sorunca da, gözyaşları içinde gördüklerini anlattı!.. Şeyh Ebu’r-Rebi’ hazretleri içinden, “Ya Rabbi! Bilirsin ki, yemeğe oturmadan senin rızan için 70 bin Tevhîd okumuştum; onları bu gencin annesine bağışlıyorum” diyerek içinden niyazda bulundu. Genç hemen tebessüm etmeye-gülümsemeye başladı!.. - ‘Niye tebessüm ettin, gülümsedin?’ denildiğinde,- “Annem şu anda cehennemden kurtulup cennetlik oldu da ondan… Ama sebebini bilemiyorum” dedi. Tabii bilemezdi… Zira onun keşfi ve himmeti o kadardı. Ama Şeyh Ebu’r-Rebi’ hazretleri sebebini çok iyi biliyordu ve o sebep; okunan 70 bin ‘Kelime-i Tevhîd’ idi
Alıntı H. Bozkurt.
99 kere Lâilahe illallah 100 cüde Lâilahe illallâh muhammedün rasulüllâh, Şeklinde okuyoruz.
99 kere Lâilahe illallah 100 cüde Lâilahe illallâh muhammedün rasulüllâh, Şeklinde okuyoruz.



_Hz. Ömer (r.a.) Resûlullah (ﷺ’)in kabrini ziyaret eder. Kabri önünde bir bedevinin dua ettiğini görür ve arkasında durup duasını dinlemeye başlar. Şöyle dua etmektedir bedevi: *“Yâ Rabbi! Bu senin Habibin ﷺ ,ben de kulunum. Şeytan da düşmanın. Eğer beni bağışlarsan Habibinﷺ sevinir, kulun kazanır, düşmanın üzülür. Beni bağışlamazsan Habibinﷺ üzülür, düşmanın sevinir, kulun helak olur. Yâ Rabbi! Sen Habibini ﷺ üzmekten, düşmanını sevindirmekten, kulunu helak etmekten daha cömertsin. Yâ Rabbi! Araplar arasında asil insanlar vefat ettiklerinde kabri başında kölesini azat etme geleneği vardır. İşte Alemlerin Efendisi ﷺ vefat etti. Kabri başında beni cehennemden âzât et”.* diye dua ediyordu._


_Bunun üzerine Hz. Ömer avazı çıktığı kadar:_
_*“Yâ Rabbi! Bu Bedevi’nin Senden istediğini ben de istiyorum”* diye bağırır._
_Hz. Ömer sakalı ıslanıncaya kadar hıçkıra hıçkıra ağlar. Bedevî dayanamaz ve:_
_*Ey Müminlerin Emiri! Sen de mi ağlıyorsun?*_ der.
_Bizde diyoruz ki:*
_Yâ Rabbi! Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Biz de o bedevinin istediğini istiyoruz, duaları kabul olunan kişiler hürmetine, bizim dualarımızı da kabul eyle Allah’ım.

BUYURUN, Tevbe ve İstiğfar Duası Buyurun cemi cümle günahlarımızın sayısız kusurlarımızın affı için Estagfirullah estagfirullah estagfirullah-el azîm el kerîm errahîm ellezi la ilahe illa hüv –el hayyel kayyüm ve netûbü ileyk. Tevbeten abdin zalimin linefsihi mevten ve la hayaten vela nüşüra.

 BUYURUN, Tevbe ve İstiğfar Duası

Buyurun cemi cümle günahlarımızın sayısız kusurlarımızın affı için Estagfirullah estagfirullah estagfirullah-el azîm el kerîm errahîm ellezi la ilahe illa hüv –el hayyel kayyüm ve netûbü ileyk.
Tevbeten abdin zalimin linefsihi mevten ve la hayaten vela nüşüra.
Ve nes’elühüttevbete vel mağfirete vel hidâyete lena innehü hüvettevvabürrahim, innehü hüvettevvabürrahim, innehü hüvettevvabürrahim.
İlahi ya Rabbi! İlahi ya Rabbi! İlahi ya Rabbel-âlemin…
Ya Rabbi! Bizim elimizden dilimizden ve gözümüzden ve sâir azalarımızdan bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğumuz kelime-i küfür, hata, isyan her ne kadar sâdır olmus ise biz bunların hepsine tevbe ettik. Bir daha işlememeye azmi cezmi kast eyledik.
Peygamberlerin evveli Hz. Âdem safiyyüllah, âhiri bizim peygamberimiz iki cihan Serveri Hz. Muhamme Mustafa (s.a.v.) ve bunların arasında her ne kadar peygamber gelip geçmiş ise biz bunların hepsine iman ettik dilimiz ile ikrar kalbimiz ile tasdik ettik. Tasdikimiz şudur ki;
Amentü billahi ve bima câe min îndillah.
Amentü billahi ve bima câe min îndi rasulillah.
Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi velyevmil âhiri ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâla vel bâgsü bagdel mevti hakkun. Eşhedü el lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasûlühü.
Buyurun imanımızın tazelenmesi için bir dahi; . Eşhedü el lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasûlühü.
Buyurun sırat köprüsünden şimşek gibi gecebilmek için bir dahi; . Eşhedü el lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasûlühü.
Buyurun kabirlerimizin nurlanması için bir dahi; . Eşhedü el lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasûlühü.
(buyurun şeytanı aleyhillagne’nin kahrı/ âlemi fenâ’dan âlemi bekâ’ya iman ile göç edebilmek için bir dahi….. )
Allahümme innî üridü en üceddidel îmane vennikâhe tecdîden bi kavli; lâ ilahe
illallah muhammeden Rasulullah
Allahümme innî üridü en üceddidel îmane vennikâhe tecdîden bi kavli lâ ilahe illallah muhammeden rasulullah
Allahümme innî üridü en üceddidel îmane vennikâhe tecdîden bi kavli lâ ilahe illallah muhammeden rasulullah
Essalatü vesselamü aleyke ya Rasulallah
Esselatü vesselamü aleyke ya habiballah
Esselatü vesselamü aleyke Ya seyyidel evveline vel âhirîn velhamdü lillahi rabbil âlemin el Fatiha…

CUMA GECESİ HANGI DUALAR OKUNUR? Cuma gecesi Kehfsuresi okuyan, kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur. [Tergib] Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur. [Dare Kutni] Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir. [Taberani] Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir. [İsfehani] Cuma günü gusledenin günahları affolur. [Ta [Taberani]

 





Kur'an'ı öğrenmeyen veya bildiği halde okumayanların ahiretteki kaybı Bildiğiniz gibi her mü’minin namazını kılabilecek kadar Kur’an-ı Kerim ezberlemesi farzdır. Kur’an-ı Kerimi yüzünden okumayı öğrenmek ise farz olmamakla birlikte sevabı çok büyüktür. O bakımdan meseleye, “bu dünyadan Kur'an-ı Kerim'i okumasını bilmeden ahirete intikal edenin durumu öbür hayatta nedir, onu nasıl zorluklar beklemektedir?” tarzında değil de, öğrenmeyen kişinin manevi kayıpları açısından bakmak, o yönde değerlendirmek herhalde daha isabetli olur. Çünkü böyle bir mü’minin uhrevî kaybı büyük olur.


Rabbimizin Kelâmı’nı okumaya vesile olacak Elifba’nın altı-üstü 28 harftir, günde bir harf öğrense insan, bir ayda bitirir. Karşılığında alacağı mükâfatı düşünüp “İlim beşikten mezara kadardır” düsturunu da kendisine umde edinerek, hangi yaşta olursa olsun, hemen öğrenmeye başlamalıdır.
Bir başka açıdan düşünecek olursak, aşağı yukarı 60-70 senelik bir ömür Kur'an bilmeden geçerse, sebep her ne olursa olsun, bir Müslümana yakışmaz.
Ayrıca kişi, öğreninceye kadar da günde 50 İhlâs-ı şerife devam etmeli ki, Kur’an’ın günlük hakkı olan 200 ayeti okumuş olsun… Malumunuz İhlâs suresi 4 ayettir, 50 ile çarptığımızda 200 ayet eder. Günde bin İhlâs biraz fazla, uzun sürer, zor gelebilir.
Rabbim (c.c.) size kolaylıklar, talebelerinize de zihin açıklığı ihsan eylesin.
***
Kur’an-ı Kerim öğrenmeyi teşvik babında okumanın faziletine dair bazı hadisler
Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak özellik ve güzelliktedir:
“Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya:
- ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.Yine Kur’an-ı Kerîm:
- ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an:
- ‘Rabb’im! Ona şeref tâcı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tâcı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm:
- ‘Yâ Rabbî! O kulundan râzı ol! Senin rızandan/hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek, Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak. [Tirmizî, Sünen, Fezâilü’l-Kur’an, 18; Dârimî, Sünen, Fezâilü’l-Kur’an, 1]
Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı sevabın, ecrin, mükâfatın, güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve emirlerine göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun emirlerini tutup yasaklarından kaçınan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar; yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” [Müslim, Sahih, Müsâfirûn, 253; Tirmizî, Sünen, Fezâilü’l-Kur’an, 5]
Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz anlarında, Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, ne büyük bir saadet, ne güzel bir kurtuluş vesilesidir.

Sakın Namaz kılmayan birine aşık olma, o Allahı terk etmis, seni mi terk etmicek

Hz üstadımızın bir gün kapısı çalınır, Anadolu'dan bir muallim gelmiştir.


Buyurun evladım ne istemiştiniz der Hazreti Üstadımız.
Ben kiralık ev arıyorum tayinim çıktı der muallim.
Hazreti üstadımız: Yok evladım olsaydı kesinlikle verirdim buyurdular.
Muallim tam giderken geri döner ve gelir: Efendim ben nice sakallı hacılar gördüm ama sizinki farklı, bir sakal bir insana bu kadar mı yakışır. Yüzünüze çok nur vermiş efendim, deyip gider.
Aradan yıllar geçer bir gün Hazreti üstadımız Ali dayıya: Kalk gidelim der ve Fatih camii'ne gelirler ve bir cenaze namazına katılırlar Hazretimiz tabutun başına gelip: *MUALLİM EFENDİ MUALLİM EFENDİ SEN BİZE SAKALI YAKIŞTIRDIN BİZ DE SANA CENNETİ* 🌹buyurur.
Hz Allah bizleri ve sevdiklerimizi Hazreti Üstadımıza hakiki bir evlat olarak imanı kamil ile ahirete göç edenlerden eylesin, *

HAYIRLI CUMALAR. BİZİM YILBAŞIMIZ; 1 MUHARREM-İ ŞERİF'TİR. O GECEDE BİZLER İBADET EDER, GÜNDÜZÜNÜDE ORUÇLA GEÇİRİRİZ.... AMAN DİKKAT...MİLADİ YILBAŞININ BİZİMLE EN UFAK BİR ALAKASI YOKTUR....

 


İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyurdular ki: “İki dini tasdîk eden (İslâm’dan başka hak din olduğuna inanan) kişi, şirk ehlinden sayılır. İslâm’ın hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm’ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir... Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim bazı cahil Müslümanlar, bilhassa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam manâsı ile îtinâ ve itibar ederler.


İslâm’da bunların hepsi şirk ve küfürdür.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3, m. 41) “Bir kere, bir hasta ziyaretine gitmiştim. O hastanın ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman, kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi, küfür ehlini dost edinmesindendir. Bana malum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azâbına bağlıdır. Ve bana malum oldu ki, onda zerre miktarı iman mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır. Cehennem azâbı -ister ebedî olsun, ister muvakkat olsun- küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. (Yani, muvakkat cehennem azâbı; küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azâbı ise küfrün cezasıdır.) (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 266)

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, deniz kenarında, elinde bol miktarda yem olan bir Mecusi’yi, balıklara yem atarken görüp, ona sorar: - Ne yapıyorsun böyle?


Balıklara yem atıyorum, sevab kazanacağım.
- İyi ama senin sevab kazanman için, önce kelime-i şehadet getirip Müslüman olman, Allah’a ve Resulüne iman etmen lazım. Müslüman olmayan, iyilik etmekle sevab kazanamaz.
- Benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu?
- Elbette görüyor, Onun bilmediği, görmediği bir şey yoktur.
- Öyleyse, bu da bana yeter.
Birkaç yıl sonra, Cüneyd-i Bağdadi hazretleri hacca gider. Balıklara yem atan zatı tavaf ederken görür. Ona, (Burada ne işin var?) diye sorunca, o zat gülerek, (Gördü gördü yâ Cüneyd, O beni gördü) der. (Nasıl gördü?) diye sorunca şöyle der:
- Sen gittikten sonra içimde bir nur parladı, baktım balıkların hepsi kelime-i şehadet getiriyor, ağaçlara baktım, kelime-i şehadet getiriyor, ben de kelime-i şehadet getirmeye başladım.
Rabbimiz beni gördü, O gördüğü için de buraya geldim.
Sana bir de nasihatim var: Yâ Cüneyd, iyilik et, at denize, balık görmese de, Hâlık görür. Mümin dua ettiğinde ve sadaka verdiğinde
3 sonuçtan biri "mutlaka" gerçekleşir;
1-Ya kendisine ahirette azık olur.
2-Ya bu dünyada kabul olur..
3-Ya da ona ulaşacak bir belayı geri çevirir...

Hz. Ömer (r.a.) Resûlullah (ﷺ’)in kabrini ziyaret eder. Kabri önünde bir bedevinin dua ettiğini görür ve arkasında durup duasını dinlemeye başlar. Şöyle dua etmektedir bedevi: *“Yâ Rabbi! Bu senin Habibin ﷺ ,ben de kulunum. Şeytan da düşmanın. Eğer beni bağışlarsan Habibinﷺ sevinir, kulun kazanır, düşmanın üzülür. Beni bağışlamazsan Habibinﷺ üzülür, düşmanın sevinir, kulun helak olur. Yâ Rabbi! Sen Habibini ﷺ üzmekten, düşmanını sevindirmekten, kulunu helak etmekten daha cömertsin. Yâ Rabbi! Araplar arasında asil insanlar vefat ettiklerinde kabri başında kölesini azat etme geleneği vardır. İşte Alemlerin Efendisi ﷺ vefat etti. Kabri başında beni cehennemden âzât et”.* diye dua ediyordu._ _Bunun üzerine Hz. Ömer avazı çıktığı kadar:_ _*“Yâ Rabbi! Bu Bedevi’nin Senden istediğini ben de istiyorum”* diye bağırır._ _Hz. Ömer sakalı ıslanıncaya kadar hıçkıra hıçkıra ağlar. Bedevî dayanamaz ve:_ _*Ey Müminlerin Emiri! Sen de mi ağlıyorsun?*_ der. _Bizde diyoruz ki:* _Yâ Rabbi! Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Biz de o bedevinin istediğini istiyoruz, duaları kabul olunan kişiler hürmetine, bizim dualarımızı da kabul eyle Allah’ım.

 



DÜNYANIN ÖMRÜ

 DÜNYANIN ÖMRÜ: Diğer bir hadisinde ise şöyle buyurmuştur: “Benim ümmetimin ömrü bin beş yüz (1500) seneyi pek geçmeyecek.” [Süyûtî, el-Keşfu an Mücâvezeti Hâzihi’l-Ümmeti el-Elfu, el-Hâvi li’l-Fetâvâ, 2, 248; Bursevî, İsmail Hakkı, Tefsîru Rûhu’l-Beyan, (Arapça) 4, 262; Ahmed bin Hanbel, a.g.e., sh. 89] Günün dörtte ya da beşte biri olan ikindiden akşama kadarki vakti 1500 yıl kabul ettiğimizde, insanlığın ömrünün 6 bin ilâ 7 bin 500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar.

Bir diğer meşhur hadis rivayetinde ise bu açıkça şöyle ortaya konmuştur:
“Adem'den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin (7000) yıldır.” [Ali el-Müttakî el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, Hadis no: 16459; Hüsameddin el-Müttakî, Kitabü’l-Burhan fî Alâmeti’l-Mehdiyyi’l-Ahiri’z-Zaman, sh. 88]
Görüldüğü gibi bu üç hadis birbirini teyit etmekte ve tamamlamaktadır.

Dünyanın ömrü 7000 yıldır,5 bini benden önce geçti,hadisi şerif)
Kur'an hizmetleri sayesinde, uzatmaları oynuyoruz, yaşıyoruz
Hesablama hicri olarak yapılır

İnsanoğlu annesinden terbiyeyi, muallimden ilmi alır. Arkadaşının ahlakıyla ahlaklanır.

 Dürr-ü Meknun (Saklı İnci) Kasidesi

İmamı Âzam Ebû Hanîfe Nû’man ibni Sâbit (Radiyallâhü anhüma)’ya aittir.
Ravza-ı mutahharayı ziyareti esnasında doğuş olarak inşad eyledikleri bir kasidedir. Bu kaside ile Efendiler Efendisi Rasûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selleme) muhabbet ve yakınlık murad etmişler ve kimsenin duymayacağı bir
şekilde Huzuru Rasûlüllah’da tekellüm eylemişlerdir.
İmamı Âzam ziyaretten sonra Medine-i Münevvere müezzininin kendi kasidesini irâd ederken görünce şaşırıp baka kalmış ve sormuştur: Bu kaside kime aittir? Müezzin:
Ebû Hanîfe Nû’man ibni Sâbitin’dir.
Onu tanıyor musun?
Hayır.
Öyle ise bu kaside-i kimden öğrendin?
Müezzin dedi ki;
Rüyamda, Rasûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selleme) bana okudu ve bende ezberledim. Ayrıca, kaside-i minarelerden okumamı istedi. Bu sözler üzerine İmamı Âzam Ebû Hanîfe (Radiyallâhü anh)’ın gözlerinden yaşlar boşandı.
İmamı Nesefî “Tuhfe” isimli eserinde Şemsü’I Eimme-i Hulvanî (radiyallâhü anh) den şu nakli buraya aktaralım.
Rüyamda İbni Abbas (Radiyallâhü anhüma) buyurdu ki:
“Müctehidlerin sultanı, Allah Teâlâ’nın dostu Ebû Hanife Nu’man İbni Sabit, Resûlü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Hazretlerini, mübarek Ravzaı mutahharada bir kaside ile medh eylemiştir ki bu kasideye:
“Dürrü meknûn (saklı inci)” ismi verilmiştir.
Dürr-ü Meknun (Saklı İnci) Kasidesi Türkçe Okunuşu:
Ey efendiler efendisi kasıt ve azimle geldim sana
Rızan umuduyla koruna sığınıp girdim korumana
Vallahi ey yaratılmışların en hayırlısı şüphesiz vardır benim
Senden gayrini istemeyen şevk dolu bir kalbim
Cahın hakkı için gerçekten ben sana tutkunum
Allah biliyor ki muhakkak ben sana meftunum
Sensin o ki sen olmasaydın hiç kimse yaratılmazdı
Asla sen olmasaydın kainat da yaratılmazdı
Sen o zatsın ki ay senin nurundan kisveye büründü
Güneş de senin güzelliğinden nuruyla parlak göründü
Sensin o zat ki sen o vakit semaya yükseltilince
O seninle yüceldi ve süslendi sen gece gelince
Sen o kulsun ki Rabbin sana merhaba diye nida etti
Seni selamlayarak muhakkak ki yakınlığına davet etti
Sensin o ki bizim hakkımızda şefaat diledin
Rabbinden kimseye olmayan nidayı hak ettin
Sen ki Adem ne zaman seninle tevessülde bulundu
O baban olduğu halde zellesinden seninle kurtuldu
Halil senin hürmetine dua edince ateşi serine döndü
Senin parlak nurunla gerçekten ateş kül gibi söndü
Eyyüb sana dua etti başına bela gelince
Hemen zararı giderildi sana dua edince
Seni bildirici ve müjdeleyici olarak geldi Mesih
Senin güzel sıfatlarını ve yüceliğini etti metih
Böylece Musa da daima seninle tevessül edici
Kıyamette zatına sığınıp himayene girici
Yaratılanların tümü ve o bütün peygamberler
Senin sancağın altındadır Resuller ve melekler
Senindir tüm yaratıkları aciz bırakan mucizeler
Senindir nakledilemeyecek kadar büyük faziletler
Yemek zehirli olduğunu söyleyip sana ilan etti
Kertenkelede sana kavuşunca şüphesiz telbiye etti
Kurt sana geldi ceylan sana koştu
Sana iltica edip himayene kavuştu
Yine böylece vahşi hayvanlar sana gelip selam etti
Deve de seni görünce huzuruna koşup şikayet etti
Ağaçları davet ettin sana geldiler itaat ederek
Hepsi de sana koştular nidana icabet ederek
Sular coşup taştı bolca senin ellerinde
Nice taş tesbih etti senin o sağ elinde
Alem içinde bir parça bulut sade seni gölgeledi
Hurma dalı sana kavuşmak için inim inim inledi
Yürüme izin çıkmazdı yumuşak toprakta
Ayakların batarak iz yapardı sert taşta
Tüm dertlilere hastalıklarından sen şifa verdin
Yeryüzünden tümünü de senin cömertliğine gark ettin
Körlüğünden sonra Katade’nin gözünü iade ettin
İbni Husaynı kendi devan şifayab ettin
Hubeyb ve İbni Afra yaralandıktan sonra
Onlara şifa verdin o elinin dokunmasıyla
Aliye deva verdin hayberde göz derdinden
O hemen şifa buldu sebin temiz tükrüğünden
Rabbinden istedin cabir’in oğulları vefat edince
O seni razı etti ölümünden sonra onları diriltince
Dokundun ümmü mabedin süt vermeyen koyununa
O hemen süt dolup aktı dayanamadı şifalı okumana
Açıkça dua ettin sen o kıtlık senesi
Duan üzre boşaldı hemen bulut tanesi
Tüm halkı davet ettin hemen boyun eğdiler
Seve seve hepsi birden nidanı dinlediler
Ey hidayet bayrağı Küfür dinini alçak ettin
O makamda doğru düzgün dinini yücelttin
Kalibde ölülere döndüler hepsi senin düşmanlarından
Sana eziyetleri yüzünden mahrum oldular o rızadan
Bedir günü gerçekten o melekler sana geldi
Rabbin tarafından düşmanlarınla cihat etti
Mekke’yi fethettiğin gün fetih geldi sana
Hendekte de o yardım kesin ulaştı sana
Hud ve yunusun güzelliği hep senin behandan
Yusuf’un cemali de senin o parlak senandan
Cemi’i enbiyadan üstün oldun sen ey Taha
Tesbih olsun seni miraca götüren sübhana
Vallahi alemler içinde yoktur senin mislin
Seni peygamber edenin hakkı için ey yasin
Tarifine çok çalışarak şairler ey Müddessir
Senin üstün sıfatlarından yorgun ve acizdir
İsanın İncili kesin seni bildirmek üzere geldi
O Kuranda senin güzel hilyelerini medhe geldi
Methedenler seninle ilgili neler söyleyebilir
Nede katipler senin mananı cem’e yaklaşabilir
Vallahi eğer denizler olsa mürekkepleri
Buna tahsis edilen dallarda kalemleri
İns-ü cin kadir olamaz cemetmeye o nadirleri
Ebediyyen güç yetiremez kavramaya idrakleri
Ey Efendim sana karşı kalbim çok tutkun
Senin aşkınla ruh kalıntım bile dopdolgun
Tüm suskunluğum seninledir sustuğumda
Yüceliğini methederim konuştuğumda
Her zaman işitirim hoş sözü ancak senden
Baktığımda ise görmem senden başkasını ben
Ey Sahibim darlığım nedeniyle muhtacım şefaatine
Alemler içinde muhtacım ancak senin zenginliğine
Ey ins-ü cinin en keremlisi ya Kenze’l-vera
Rızan ile razı ol cudunla cömert davran bana
Ben çok ümitliyim senden gelecek cömertliğe
Alem içinde senden gayrı yok Ebu Hanife’ye
Hesap günü umulur ki şefaat edersin sen ona
Elbette sımsıkı sarılıcıdır senin sağlam kulpuna
Elbette sen şefaatı makbul olanların ekremisin
Koruna sığınan senin himaye ve korumana ersin
Azığımı bana edeceğin şefaat yap yarınımda
Ola ki senin sancağının altında olurum haşırda
Ey hidayet bayrağı Allah sana salat eyleye
Aşıklar özlem çektikçe makamına gelmeye
Ol salat kıymetli ashabının da cemisine
Tabi’inle sana dostluk edenlerin hepsine
يا سيد السادات جئتك قاصدا أرجو رضاك و أحتمي بحماك
والله يا خير الخلائق إن لي قلبا مشوقا لا يروم سواك
و بحق جاهك إنني بك مغرم و الله يعلم أنني أهواك
أنت الذي لولاك ما خلق امرؤ كلا و لا خلق الورى لولاك
أنت الذي من نورك البدر اكتسى و الشمس مشرقة بنور بهاك
أنت الذي لما رفعت إلى السما بك قد سمت و تزينت لسراك
أنت الذي ناداك ربك مرحبا و لقد دعاك لقربه و حباك
أنت الذي فينا سألت شفاعة ناداك ربك لم تكن لسواك
أنت الذي لما توسل آدم من زلة بك فاز و هو أباك
و بك الخليل دعا فعادت ناره بردا و قد خمدت بنور سناك
وبك المسيح أتى بشيرا مخبرا بصفات حسنك مادحا لعلاك
و كذاك موسى لم يزل متوسلا بك في القيامة محتم بحماك
والأنبياء و كل خلق في الورى و الرسل والأملاك تحت لواك
لك معجزات أعجزت الورى و فضائل جلت فليس تحاك
نطق الذراع بسمه لك معلنا و الضب قد لباك حين أتاك
والذئب جاءك و الغزالة قد أتت بك تستجير و تحتمي بحماك
وكذا الوحوش أتت إليك و سلمت وشكا البعير إليك حين رآك
و دعوت أشجار أتتك مطيعة و سعت إليك مجيبة لنداك
و الماء فاض براحتيك و سبحت صم الحصى بالفضل في يمناك
و عليك ظللت الغمامة في الورى و الجذع حن إلى كريم لقاك
و كذاك لا أثر لمشيك في الثرى و الصخر قد غاصت به قدماك
و شفيت ذا العاهات من أمراضه وملأت كل الأرض من جدواك
ورددت عين قتادة بعد العمى وابن الحصين شفيته بشفاك
و على من رمد به داويته في خيبر فشفى بطيب لماك
و مسست شاة لأم معبد بعدما نشفت فدرت من شفا رقياك
في يوم بدر قد أتتك ملائك من عند ربك قاتلت أعداك
و الفتح جاءك بعد فتحك مكة و النصر في الأحزاب قد وافاك
هود و يونس من بهاك تجملا و جمال يوسف من ضياء سناك
قد فقت يا طه جميع الأنبياء طرا فسبحان الذي أسراك
و الله يا ياسين مثلك لم يكن في العالمين وحق نباك
عن وصفك الشعراء عجزوا و كلوا عن صفات علاك
بك لي فؤاد مغرم يا سيدي و حشاشة محشوة بهواك
فإذا سكت ففيك صمتي كله و إذا نطقت فمادحا علياك
و إذا سمعت فعنك قولا طيبا و إذا نظرت فما أرى إلاك
أنا طامع بالجود منك و لم يكن لمثلي في الأنام سواك
فلأنت أكرم شافع و مشفع ومن التجى بحماك نال رضاك
فاجعل قراى شفاعة لي في غد فعسى أرى في الحشر تحت لواك
صلى عليك الله يا علم الهدى ما حن مشتاق إلى لقياك
وعلى صحابتك الكرام جميعهم والتابعين وكل من والاك

Mekke / Medine / Kudüs / İstanbul III.Ahmet Kütüphanesi, Topkapı Sarayı...

 


Mübarek hicaz çöllerinde yetişen seyyal ağacının çiçeklerinden elde edilen şifali bal bugünlerde oldukça yaygın,nasibimize düşen bu kovanlardan almak bizlerede Nasib imiş,rabbim tüm sevdiklerimize yerinde yemeyi Nasib eylesin..


 

Selmân-ı Fârisî “radıyallahü anh” îmâna gelmek se’âdetine kavuşunca, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” onun ne söylediğini anlamak için fârisî bilen bir tercümân istedi. Fârisî ve arabî bilen bir yehûdî tüccâr buldular.


Selmân-ı Fârisî “radıyallahü anh” Resûlullahı“sallallahü
aleyhi ve sellem” medh ediyor ve yehûdî kavmini de kötülüyordu. O yehûdî onun sözlerinden alınıp, bu kişi size düş-
mândır. Kötü söz söylüyor, dedi. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” hayret etdi ve bu farslı kimse bize ezâ yapmaya gelmiş, buyurdu. O sırada Cebrâîl aleyhisselâm gelip,Selmân-ı Fârisînin “radıyallahü anh” ne dediğini bildirdi.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” o yehûdîye Selmân-ı Fârisînin “radıyallahü anh” söylediklerini birer birer açıkladı. Yâ Muhammed, sen onun lisânını biliyordun da beni neden istedin, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi vesellem” bilmiyordum. Fekat, Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve ta’lîm eyledi, buyurdu. Ey Muhammed! Bundan önce seni yalanlardım. Şimdi anladım ki sen Allahın Resûlüsün. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve enneke Resûlullah diyerek müslimân oldu. Bundan sonra Resûlullah “sallallahü aleyhi vesellem” Cebrâîl aleyhisselâma Selmâna arab lisânını ta’lîmeyle, dedi. Cebrâîl aleyhisselâm gözünü yumsun ve ağzını açsın, dedi. O da öyle yapdı. Ağzının suyundan onun ağzınakoydu. O ânda Selmân-ı Fârisî “radıyallahü anh” arabî konuşmağa başladı. .

Bedr savaşında müşrikler mağlûb oldular. Bedrden kaçıp, Mekkeye dönünce, aralarında bulunan Ebû Süfyân bin Harbe, Ebû Leheb savaşın durumunu sordu. Ey Ebû Leheb! Düşmânlarımız silâh kuşanmışlar. Onlar netarafa hücûm etseler vuruyorlar. Onların yanında gök ile yer arasında beyâz tenli ve gösterişli atlara binmiş kimseler gördüm. Biz onların karşısında dayanmaya aslâ güç yetiremedik, dedi.

 


(Şeref-ül-Mustafâ) adlı kitâbda şöyle bildirilmişdir: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Medînede Mescid-iNebîyi yapdırırken, hazret-i Ebû Bekre “radıyallahü anh”


bize şöyle birkaç direk lâzımdır, buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr“radıyallahü anh” Mekkede öyle direkler bir evde vardır.Keşke burada olsaydı, dedi. Bunun üzerine Resûlullah, bu-
rada olmasını ister misin buyurunca, evet isterim, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” düâ etdi. Allahü teâlâ
o direklere kanat verdi. Uçarak Medîneye geldiler ve ihtiyâc olan yere yerleşdiler.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
Medîneye girince, Medînenin kadınları ve çocukları sevinçle ve coşkuyla şu şi’ri söylediler:
Vedâ tepelerinden ay doğdu üzerimize,
Hakka da’vet etdikce, şükr vâcib oldu bize.
Enes “radıyallahü anh” ise şöyle rivâyet etmişdir. Benî Neccâr câriyeleri gelip, def çalarak şu şi’ri
okudular:
Biz Benî Neccâr câriyeleriyiz,
Muhammed ne güzel komşudur.