Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Tartılar eksik yapılınca yağmur kesilir, zinâ
çoğalınca öldürmeler çoğalır, yalan çoğalınca anarşi ve kargaşa artar.”Münzirî, Tergîb, III, 452 Bunun
hikmeti şudur: Zina nesli yok etmektir. Zira veled-i zinâ hükmen helâk olmuştur. Suçun
cezâsı kendi cinsinden olacağı için zinânın da cezâsı ölümlerin artmasıdır. Aynı şekilde
alışverişte tartıyı eksik tutmak, yağmurun kesilmesiyle cezâlandırılır ki bu, insanların
rızkını azaltır. Yalan ise insanlar arasında düşmanlık ve ayrılık meydana getirir. Yalan,
kargaşa, fitne ve şuûr bulanıklığı ile cezâlandırılır. Bu günahların işlendiği yerlerde
belâlar herkesi kapsar. Bu tür belâların yaygınlaşması, şeytanın yandaşlarına cezâ,
mü’minlere ise rahmet ve şehîdlik vesîlesi olur. Çünkü ölüm, müslümanlar için bir
hediye, fâsıklar için musîbettir. Sâlih kullar bu tür belâ ve ölümlerle şehâdete ve
Allah’ın rahmetine kavuşurlar. Bu derdlerden ölen herkes amellerine ve niyetlerine göre
diriltilip mükâfât veya cezâ görürler. Tâûndan kaçmak, fâil-i muhtâr olan Allah’ı
görmezden gelmek demek olduğu için yasaktır. Nitekim İbn Mes’ûd (r.a.) şöyle
demiştir: Tâûn, ondan kaçana da kaçmayana da fitnedir. Kaçan “kaçtığım için
kurtuldum” der. Kaçmayan da “kaçmadığım için ölüyorum” der.
Hadiste: “Tâûndan kaçmak, ordudan kaçmak gibidir. Tâûna sabreden, orduda
sabreden gibidir”
Müsned, III, 324, 360 buyurulmuştur.Bir başka hadis-i şerifte buyurulmuştur ki: “Bir yerde taun olduğunu
duyarsanız oraya girmeyin, sizin bulunduğunuz yerde zuhur ederse ordan çıkmayın.”
Bir bakıma karantina tavsiye eden bu hadis yukarda geçen hadîsi de başka yerlere taun
mikrobu taşımamak maksadıyla taundan kaçmamayı emrettiğini açıklamaktadır.
Kalabalığı ve çokluğu dolayısıyla hareket hâlindeyken sürünüyor gibi göründüğünden orduya “zahf” ( ) denilmiştir.
Ordudan kaçmaktan maksad, savaş hâlindeyken ordudan kaçmaktır. Düşman, sayıca
İslâm ordusuyla eşit veya az olsa da kaçmamak gerekir.
Son hadis, tâûndan kaçmanın haramlığına delâlet eder. Tâûndan kaçmak büyük günah
olup, kaçanın ömrünün kısalmasına sebeb olabilir. Nitekim Allah Teâlâ cihâddan
kaçmayı ömürlerin kısalmasına sebeb kılmış ve şöyle buyurmuştur; “(Rasûlüm) de ki:
Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki kaçmanın size asla faydası
olmaz. Kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.” (el-Ahzâb, 33/16)
Kaçmak maksadı olmadan, tâûn beldesini terketmeye ise ruhsat verilmiştir. Ancak bu
ruhsatın çok az kimsenin gerçekleştirebileceği ağır ve zor şartları vardır. Bu şartlar:
İ’tikâdı korumak, bozuk hava gibi hastalığa sebeb olacak sebeblerden korunmak gibi
şeylerdir. Şu var ki, sırf ölümden kurtulmak için korunma tedbîrlerine sarılmak; boş ve
basît bir davranıştır. Hastalık bulunan bölgeden bu sebeble ayrılmanın haram olmasında
müslümanların önde gelenleri bir tarafa, halk bile ittifak hâlindedir.
Peygamber Efendimiz’in “hastalara yakın olmak ölüm sebebidir”
Ebû Dâvud, Tıb, 24; Müsned, III, 451 hadîsinden
anlaşıldığı gibi, bâzı hastalıklar çevreye yayılma özelliğine sâhib; yâni bulaşıcıdır.
Peygamberimizin “bulaşma yoktur”
Buhârî, Büyû, 36, Tıb,19,25; Müslim, Selâm, 102,109; Ebû Dâvud, Tıb, 24;
Tirmizi, Siyer, 46; İbn Mâce, Mukaddime, 10; Muvatta’, Ayn,18; Müsned, I,174,180, II,
24,153, III, 130 diye başlayan hadîsi câhiliyye döneminde
inanıldığı gibi, “hastalığın tabîatı itibariyle” bulaşıcı olmadığını belirtmek içindir.
Yoksa hadîsten hastalıkların hiç bulaşıcı olmadığı anlamı çıkarılmamalıdır.
Sülûkün başlangıcında olanlar ile avâmın, hasta olduklarında sebeblere sarılması
vâcibtir. Sülûkün ortasında bulunanlara tevekkül etmek daha iyidir. Kemâle eren
kimselere gelince onların hallerini herhangi bir duruma hasretmek doğru olmaz. Onlar
için tevekkül de sebeblere sarılmak da aynıdır. Nitekim Mesnevî’de şöyle gelmiştir;
Ortalığı karıştıracak şeyden sakınmak hayırdır.
Sen yürü git Hakk’a tevekkül et, çünkü tevekkül çok güzeldir.
Ey şiddet ve hiddet sâhibi, sana kaya ile vurana mukabele etme!
Tâ ki hükm-i kazâ seninle, inâdla kavgaya tutuşmasın.
Hükm-i kazâya teslîmiyette ölü gibi olmak gerekir.
Tâ ki âlemlerin rabbından zahmet ve sıkıntı gelmesin.
Rivâyete göre Calinus ölmeden önce arkadaşlarına yuvarlak iki demir parçası verdi
ve: “Ben öldükten sonra bu demirlerin birini örs üzerine koyun, diğerini de su dolu bir
küpe atın, sonra da küpü kırın.” dedi. Arkadaşları vasiyyeti gereği demir parçasının
birini su dolu küpe attılar. Calinus öldükten sonra küpü kırdılar. Bir de baktılar ki, yere
düşen demir parçası eriyip yok oldu. Dökülen su donarak öylece kaldı. Kabı kırıldığı
halde akıp gitmedi. Hikmet ehli kişiler bu olaydan şu netîceyi çıkardılar. Calinus bu
yaptığı acâib işle şunu demek istemiştir: “Ben en sert cismi eritmeyi, tabîatı itibariyle
akıp giden suyu kapsız muhâfaza etmeyi başardım. Ancak ölüme bir çâre bulamadım.”
Bir şâir şöyle demiştir:
Ey aldanan kişi, geç kalmadan tevbe et,Zira Karun bile olsan ölüm gelecektir.
Aristo veremden, Sokrat felçten öldü.
Eflâtun akciğer kanserinden, Calinus karın ağrısından.
İmâm Şâfiî (r.a.) demiştir ki: “Tâûn hastalığını tedâvi edecek en güzel şey, tesbîhtir.
Zira Allah’ı zikretmek, cezâyı ve azâbı kaldırır. Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:
“Eğer Yûnus (a.s.) Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, insanların tekrar
dirileceği kıyâmet gününe kadar balığın karnında kalırdı.” (es-Sâffât, 37/142-143)
Nebiyy-i Muhterem (s.a.)’e çokça salât getirmek de böyledir. Ancak bu söylenenlerin
müessir olabilmesi zâhirî ve bâtınî şartlarına riâyetle mümkündür. Zira birçok zikir ve
salât ü selâmın huzûr-i ilâhîde şefâatçi olmadığı açıktır. Mesnevî’de şöyle denilmiştir:
Eğer sen, duâda kendini iyi tutmazsan,
Var git, safâ ehli kişilerden duâ iste!
Gönlü hatâ ve günahtan temiz olanın
Duâsı tâ makam-ı Zülcelâle ulaşır,
Benliksiz duâ diğerlerinden başkadır.
Onun duâsı iki cihân sultânı Hakk’ın duâsıdır.
Çünkü benliksiz duâ eden “fenâ”ya erdiğinden, konuşan Hakk’tır.
O’nun duâsı da kabûlü de hepsi Hakk’tandır.
Gözünü aç ve böyle insanları bulmaya çalış,
Dikkat et ve belâ gelmeden böylelerini ganimet bil. Hayırlı Cumalar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder