9 Şubat 2022 Çarşamba

HALK TAKVİMİ Arapça "kırk" anlamına gelen erbain, halk arasında zemheri diye bilinir. Gün dönümünden ocak sonuna kadar 40 gün sürer (21 Aralık-31 Ocak). Kışın en sert zamanı olduğundan garagış diye de anılır. Dağ keçileri bu aylarda çiftleşir.

 HALK TAKVİMİ

Arapça "kırk" anlamına gelen erbain, halk arasında zemheri diye bilinir. Gün dönümünden ocak sonuna kadar 40 gün sürer (21 Aralık-31 Ocak). Kışın en sert zamanı olduğundan garagış diye de anılır. Dağ keçileri bu aylarda çiftleşir.
Zemherinin ardından gelen 50 günlük devreye (1 Şubat-21 Mart) Arapça hamsin denir. Bazı yıllarda zemheri ılıman giderse bunun acısını hamsinin çıkaracağına inanılır. Hamsin ayında kuvvetli soğuk olursa "zemherinin adı yavuz, hamsin baş keser" derler.
Zemherinin son altı günü ile hamsinin ilk altı günü sayılı günlerdendir. Halk, bu on iki günlük süreye (24 Ocak-5 Şubat) altılı on iki gün arası veya kısaca altı on iki der. Halkın inanışına göre, hamsin girmek ister fakat zemheri çıkmaz istemez; aralarında çatışma çıkar. Çetin hava şartları bundan kaynaklanır. Çok tehlikeli olduğuna inanılan bu günlerde kesinlikle yola çıkılmaz.
Şubatta yanıltıcı güneş görünür. Buna sarı yaz denir. “Sarı yazın ayazı, doldurur kaklıklara buzu.”
1 Şubatta başlayan hamsin 50 gün devam eder ve 22 martta sona erer. Hamsinin yarısı kıştan, yarısı yazdan sayılır. Ne de olsa sonu bahardır. Şubatta kuzular, oğlaklar doğmaya başlar. Bu sesler baharın müjdecisidir. "Hamsin!.. ver oğlağı emsin" denilir.
Hamsinin 20. gününde (20 Şubat) ilk cemre düşer. Cemrelerin sayısı üçtür. Cemreler birer hafta ara ile düşerler: Birinci cemre havaya düşer, havalar ısınmaya başlar (20-21 şubat). İkinci cemre suya düşer, sular ısınır (27-28 Şubat). Üçüncü cemre toprağa düşer, toprağı ısıtır (6-7 Mart).
21 Mart Sultan Nevruzdur. Nevruz, yeni gün demektir. Nevruzda gece ile gündüz eşit olur.
11-17 Mart arasında görülen dondurucu soğuklara gocagarı soğukları denir.
Eski takvime göre Mart 9'unda, yani Nevruz'da bahar gelmesi beklenir. Soğuklar devam ederse "Mart otuzladı" derler. Gün dönümü olduğundan fırtınalar görülür. Çok zaman "kazma kürek yaktırır." Mart Dokuzu mutedil geçerse, mart otuzunda (12 nisan) şiddetli soğuk olacağına inanılır. "Ya dokuzu, ya otuzu" denilir.
Mart ayı kışın sonu olduğundan insanlar gibi hayvanların da yiyecekleri azalmıştır. Samanın kıymetlendiği zamanlardır. "Satma samanı/gelir zamanı/ kiraz zamanı/ yaptırdım bu hanı" sözü bu günler için söylenmiştir . Hay ayı huy ayı/ her şeyin tükendiği yoğ ayı. Şiddetli soğuklar da üstüne gelince hayvanlar için zor bir dönem olur. Açlıktan acı acı müleyen hayvanlara, sahibinin "ilan kurusu yiyin" dediği, buna karşılık hayvanların da, "Yazdan kurutsaydın onu da yerdik" dediği söylenir. "Mart dokuzu/ aldı gitti kart öküzü" denir. Mart dokuzunun ağzından söylenen tekerleme de aynı hususa işaret eder: "Sarı suru samandan/ saplık supluk odundan/bir pişirim ekşi tarhanadan/ beni de çıkarmayın hisseden."
Güz mevsiminde, insanların ve hayvanların yiyeceklerini hazırlamanın gerekliliği şöyle anlatılır:
Gayıt ararsan güzün/güzellik ararsan düzün.
*
Abrulun beşi 18 Nisana denk gelen soğuk bir gündür. Halk arasında, "Abrulun beşi/ sığır leşi" veya "Korkma zemheri kışından/Sakın abrulun beşinden / Sığırı ayırır eşinden" gibi sözler bu münasebetle söylenir. Taşlıca’da april kelimesi bilinmez. Onun yerine, nisanın başında yağmazsa beşinde yağar denir. Bu da eski takvimde 13 ve 18 nisana denk düşer. İç Anadolu’da, abrilin beşi olmazsa 5’nin 5’i olur derler. Bu da 23 nisandır. Bu dönem sitte-i sevre tekabül eder.
Sitte-i Sevr ( 20-25 nisan), öküz soğukları adı verilen altı günlük bir süredir. Köylü sittisavur der. Bu günlerde hava, her saat başı başka bir hâlalır. Güneşin Boğa Burcu'na girmesinden dolayı böyle isimlendirilir. "Sittii savur! Her saati bir devir. Sittii savur! Kütüğü devir! Sittii savur! Kapıyı çevir!" sözü bu münasebetle söylenmiştir.
Hıdırellez yaz kapısıdır ama yine de temkinli olmak gerekir. Çünkü yedi gün sürer tipisi.
Hıdırellezle beraber (6 Mayıs) ekinler hızla büyümeye başlar. Bu zaman ekinlerin "Sekiz ayda bir tutam, bir ayda sekiz tutam" büyüdüğü zamandır. Buğdaylar Hıdırellez'de kelleyi çıkarır, kırk gün kelle salladıktan sonra olgunlaşır derler.
Nisan, mayıs aylarında önce otlar yeşerir. Ebegümeci, gıbışkan, patlangıç (gelincik) baş gösterir. Çalılardan sarıçubuklar, tesbiler yeşermeye başlar. Baharın gelmesi dört gözle beklenir. "Tesbiler sıçan kulağı kadar olmuş veya çıtırıklar ütme olmuş" derler.
Kırlara çıkan keçiler, sığırlar pek mutlu olurlar. Tüyleri pırıl pırıl olup güzelleşir.
Oğlaklar havluya salınır. Zeytinli Daş, Asar gibi yerlere oğlak purçuna gidilir. Oğlaklara yedirmek için zeytin, kesme ve pinarın kesme gibi dikensiz olan sürgünleri özenle kesilir.
Baharda, öküz güdülen Yaka canlanır, taşların arasından çıkan otlar, çiçekler; öten kuşlar, vızılayan arılar, uçan kelebekler yepyeni bir şarkıya başlar. Tarlalar hareketlenir. Her tarafta insan sesleri. Taşların arasında biten mor sümbüller, sarı çiğdemler, arap sümbülleri çocukları peşinden koşturur. Birden önlerinden havalanan bir keklik sürüsü, bir ormanın içinden fırlayan bir tavşan heyecanlandırır. Uzaktan gugguk kuşunun sesi duyulur.
Temmuz ayı çok sıcak geçer. Bu sıcak günlere eyyâm-ı buhur (bahur) veya gızılüstü denir. Bu kelime şiddetli sıcak anlamındaki gızıl issi/isti’nin halk dilinde söylenişidir. İssi/isti’nin anlamı unutulduğundan kelime üstü şeklini almıştır. Sıcaktan vücutta oluşan istilik/issilik hastalığı da bu kelimeyle ilgilidir.
Cemal Kurnaz, Bir Köy Vardı, Ankara 2018, s. 78-80.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder