ri benden büyüktür, fakat ben ondan evvel doğdum.”, diye cevap vererek edebe riayet ederlerdi.
Her vazifenin, her ibadetin ve her yolun kendisine has edepleri vardır. Hususu ile bu yol -Allahü Teâlâ Hazretlerine vusul yolu ve bu vusul yolunu öğreten ve gösteren ilim yolu olursa, elbette çok mühim usul ve edeplerinin olması muhakkaktır. “ İmamı Rabbanî Hazretleri: “Bu yolda kaybedip zarar eden, bu yola girdiği halde adabına riayet etmeyen şahıstır.” buyuruyor. Ecdâdımız ne güzel söylemiş:
“Gezdim Haleb’i Şamı eyledim ilmi taleb,
Meğer ilim gerideymiş, illâ edep illâ edep”
Aynı köyden okumaya giden iki kişiden birisi muvaffak olduğu halde, diğeri muvaffak olamıyor. Fukaha aynı şartlar içinde okuyan bu talebelerden birisinin derslerine çalışırken kıbleye döndüğünü diğerinin dönmediğini öğrenince, muvaffak olanın islamın bir adabına riayet etmesinin bereketi ile muvaffak olduğunu, diğerinin de âdâb-ı İslama değer vermemesi sebebi ile muvaffak olamadığında ittifak etmişlerdir. Görülüyor ki islâmî edeplere riayet çok mühimdir ve maddî ve manevî muvaffakiyet için lazımdır. Dînimize göre dünyevî ve uhrevî bütün işlerin, maddî ve mânevî edepleri vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) hazretleri ve vârisleri bunları ümmetlerine ve evlâtlarına öğretmişlerdir. Bize düşen vazîfe, öğrenmek ve riâyet etmektir



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder