30 Ocak 2022 Pazar

Süleyman (A.S.)'ın yüzüğünün çalınması


Süleyman (a.s.)'ın bir yüzüğü vardı. Bütün insanlar, cinler, yırtıcı hayvanlar, kuşlar ona boyun eğerdi. O mührün üstünde İsm-i Azam yazılmıştı. Süleyman (a.s.) ne zaman ayak yoluna çıksa, o yüzüğü Cerrade adındaki hatununa verirdi. O en ulu karısıydı. Ona güveni vardı. Bir gündü... Yüzüğü yine ona vermişti. Kendisi ayak yoluna gitti. Devlerden(cinlerden) bir dev vardı. İsmi "Kaya" idi. O yüzüğü her zaman hile ile almak kastındaydı. Süleyman (a.s.)'ın rahatlamaya gittiğini görünce, hemen kendisini Süleyman (a.s.)'ın şekline benzetti. O yüzüğü ulu hatundan aldı. Parmağına taktı. Ve Süleyman (a.s.)'ın kürsüsüne geçti, oturdu. Bütün halk, devler, periler, kuşlar onu görünce, Süleyman Nebi sandılar. Süleyman (a.s.) rahatladıktan sonra ayak yolundan çıktı. Karısı Cerrade'den yüzüğü istedi. Cerrade kadın: -"Sen devsin!" dedi. Süleyman (a.s.)'ın bu sözle gönlü kırıldı, çok kızdı. Karılarının odalarına girmek istedi. Fakat kendisini hücrelere sokmadılar. Ona: -"Sen, Hazret-i Süleyman Nebimizin şekline giren bir devsin!" dediler. Her nereye gittiyse: -" Süleyman (a.s.) işte kendi tahtında oturuyor. Sen devden başka bir şey değilsin!" dediler. Süleyman (a.s.) şaşkınlık içinde, başı dönmüş olarak sarayından dışarı çıktı. Anladı ki, Allahü Teala'dan kendisine bir bela erişmişti. Oradan tahtına geldi: -"Ben Davudoğlu Süleyman'ım. Halkım benim kalbimi kırdı!" dedi ise de, onlar da: -"Sen cinni kavmindensin. Kendini Süleyman (a.s.) biçiminde göstermektesin, dediler. Bundan sonra Süleyman (a.s.) sokaklara düştü, yürümeğe başladı. Halkın bütün inancı şuydu. Bu kişi bir cinnidir, Süleyman Nebi değildir. O da kollarını açtı, şöyle yakarmağa başladı: -Ya ilahi! Nebilerden çok kimseyi belalara uğrattın. Ama kendi rızkını kendisine haram kılmadın. İşte ben tevbe ettim ve günahımı biliyorum. Artık onun gibi bir günah işlemeyeceğim. O sırada yolda yürürken yerde bir parça kuru ekmek buldu. Yemek istedi. Kuruluğundan yiyemedi. İlerleyip yürüdü. Deniz kıyısına geldi. O ekmeği ıslatıp yemek diledi. Elini ekmekle suya uzatmış ve suya sokmuştu ki ansızın bir dalga geldi. Ekmeği elinden aldı götürdü. Yine yakarmaya başladı: -"Ya İlahi! Rızık veren sensin. Kaç gündür ki aç açına dolaşıyorum. Bir parça kuru ekmek elime geçmiş oldu, onu da deniz dalgası aldı!" dedi. Yeniden yürümeğe başladı. İleride bir insan kalabalığı gördü. Balık avlanmaktaydılar. Yürüdü, onların yanına vardı. O avcılardan balık diledi. Balıkçılar bir şey vermediler ve onu yanlarından kovdular. Süleyman (a.s.) onlara: -"Ey kavim! Allah inandırsın ki ben Süleyman'ım. Ama bir günah işledim. O günahtan ötürü bu belaya uğradım!" dedi. Bu kavim ona inanmayıp gülüştü. Bu kişilerden birisi bu kişinin: "Ben Süleymanım!" demesine kızıp onu azarladı. Bu azar, Süleyman (a.s.)'a çok ağır geldi. O kadar ağladı ki bu kişiler onun ağlamasına acıdılar. Ona her gün iki balık verdiler. Süleyman (a.s.) o balıkları alır, şehre gelirdi. Birisini ekmek almak için verirdi, birisini de kendisi yerdi. Kırk gün ve kırk gece bu hal ile geçti. Kırk gün tamam olunca o bütün dertlilere yetişen, çaresiz kalanlara erişen, zevali olmayan, ebedi ve ezeli olan Allahü Teala Hazretleri yine Hz. Süleyman'dan hoşnut kaldı. Onun suçunu bağışladı. Yurdunu, sarayını ona layık gördü. Yine suçunun bağışlandığı o gündü. Kaya Cinni, Süleyman (a.s.)'ın tahtına geçmiş, bağdaş kurmuştu. Hükümler veriyor, yalancı hükümet ediyordu. Ama yaptığı işler hiç de gökten inen Tevrat'a uygun değildi. Bütün din bilginleri de çevresinde oturuyordu. Hiç birisi Süleyman (a.s.)'ın heybetinden söz açmazlardı ve bu tahtta oturanın yalancı bir dev olduğunu bilmezlerdi. Hatta, Süleyman (a.s.)'ın hatunları, cariyeleri bile bunu anlayamamışlardı. Ama sahte Kaya dev de bunu söylemezdi. O da şundan ötürüydü ki, ansızın her gerçeğin ortaya çıkmasından korkardı. Bundan dolayı da Süleyman (a.s.)'ın ne malına el atmış, ne de karıları ile yatabilmişti. Öteki devler onun bir cin, dev olduğunu bilip anlayınca çok sevindiler, aralarında bayram ettiler. Ama yirmi gün geçince Kaya devin arkadaşları ona: -Ey kaya cin! Bu mülk sana kalmaz. Ebedi değildir. Bari elin ermişken bir hayırlı iş işle ki yarın ondan bize bir padişahlık ele geçsin! dediler. Hemen bütün cinlerin hepsi bir yere toplandılar. Ne kadar tevrat kitapları varsa sakladılar. İçine büyüler yazdılar. Süleyman (a.s.)'ın tahtının ayakları altına, o sihirleri gizlediler. Tevratı yine önceki gibi düzdüler. Bunu da hiç kimse bilip anlayamadı. Hatta Süleyman (a.s.) da anlamadı. Ta ölünceye kadar orada kaldı. Dünya aleminden, ahiret alemine gidince devler o tahtın ayaklarını yardılar. O büyüleri çıkardılar. Ve halka: -"Süleyman'a bu kitaplar gökten inmiştir!" dediler. İsrail halkı da o kitaplardan bu sihirleri öğrendiler. Çok kişi de bu yolda devlere uydular. Fakat Hüdayı Teala (c.c.) bu kıssayı Kur'an-ı Kerim'de zikrederek şöyle buyurdu: "Halk Süleyman (a.s.)'ın saltanatı aleyhine şeytanların büyüsüne uydular. Süleyman o sihirlere uymadı ve kafir olmadı. Lakin şeytanlar, insanlara sihir ettikleri için kafir oldular." (Bakara suresi, ayet: 120) *İsrailoğulları'nın önünde ve elinde olan bu sihirlerden öğrendikleri kadarının aslı işte bu uydurma Tevrat'tandır. Böylece kırk günden sonra halk, Kaya devin işlerinden bıktı. Vezir Asaf'a vardılar. Olanları bildirdiler. Asaf kalktı. Süleyman (a.s.)'ın hanımlarının yanına gitti. Onlara sordu. Onlar da: -"Şimdi, kırk gün oluyor ki Süleyman (a.s.) bize uğramıyor!" dediler. Vezir Asaf, o zaman o hükümleri verenin devlerden biri olduğunu anladı, devleri öldürmek diledi. Asaf Tevrat'ı okuyanları çağırdı. 4000 kişi ile yalancı hükümdar Kaya'nın yanına girdi. Tevrat'ı okudular. Kaya dev orada duramadı, kaçtı. Halk, Süleyman (a.s.)'ı istiyordu. Kaya dev çaldığı yüzüğü gitti denize bıraktı. Onu bir balık yuttu. Allahü Teala o balığı bir balıkçı ağına düşürdü. Balıkçılar o balığı çıkardılar. Akşama yakın, onlar, Süleyman (a.s.)'a iki balık verdiler. O da birini sattı. Birini kızartıp içini yardığı zaman yüzüğü buldu onu eline aldı, öptü, parmağına geçirdi. Kalktı, şehre girdi. Halk ona koşuştu. Kendisini tahtına oturttular. O da devlere: -"O Kaya devi bana getirin!" emrini verdi. Kendisine: -"O denizin dibine girdi. Artık elimize geçmez!" dediler. Bir bölük peri(cinni) de: -"Eğer bize biraz ihsanda bulunursan, bize birşey demezsen, onu sana getiririz!" dediler. Süleyman (a.s.) da: -"Demem! diye söz verdi. Çalışın onu bana getirin!" dedi. Bunlar deniz kıyısında yüksek sesle ağlayıp hıçkırmaya başladılar. Kaya dev denizin dibinden: -"Size ne oldu?" diye seslendi. Devler de: -"Süleyman öldü!" Kaya dev de bu habere sevindi. Denizden dışarı çıktı. Onların arasına girdi . Onu hemen yakaladılar. Süleyman (a.s.)'a getirdiler. O da bir kayayı oydurdu. Kaya devi bağladılar. O kayanın içine koydular. O kayayı bakır ırmağının içine attılar. Denize akıttılar. Kaynak: a.g.e. ; s. 531

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder