21 Şubat 2021 Pazar

KÂRÛN OLSAN DA DÜNYADAN NASÎBİN BİR KEFENDİR: Kasas Sûresi’nin 76 ilâ 82. âyet-i kerîmelerinde şöyle bildirilmektedir: Kârûn, Mûsâ (a.s.)’ın kavmindendi. Fakat karaborsacılık yapmış, zekâtını vermemiş, Mûsâ (a.s.)’a isyan etmişti. Ona (Kârûn’a) öyle hazineler vermiştik ki anahtarları(nı taşımak bile) cidden güçlü kuvvetli bir bölüğe ağır geliyordu. O vakit kavmi, ona şöyle demişti: “(Malına) güvenme, çünkü Allah, (malına) güvenenleri sevmez.” Allâh’ın sana bu verdikleri içinde sen, âhiret evini ara ve dünyadan nasîbini unutma (dünyadan asıl nasip ise “Dünya, âhiretin tarlasıdır.” hadîs-i şerîfi üzere âhiret için yapılan amellerdir. Yoksa dünyadan nasip, nihayet bir kefendir.) Allâh’ın sana ihsan ettiği gibi (sen de insanlara) ihsan et ve yeryüzünde fesat çıkarmak isteme. Çünkü Allah, müfsidleri (bozguncuları) sevmez. (Kârûn ise) ben, ona (servete), sırf bendeki bir ilim sayesinde nâil oldum, dedi. Allâh’ın ondan evvelki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha büyük bir topluluğa sahip olan (Firavun gibi) nice kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Niye bu ilminden istifade etmedi? Mücrimler günahlarından suâl de olunmaz. (Yani onlar simalarından bilinir ve derhal cehenneme atılırlar.) Derken (Kârûn), ziyneti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı, dünya hayatı(nı) arzu edenler ‘Ah, dediler, ne olurdu şu Kârûn’a verilen gibi bizim de olsa! O cidden büyük bir bahtiyar!’ dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise “Yazıklar olsun size, Allâh’ın vereceği sevap, iman edip iyi ameller ile çalışan kimseler için daha hayırlıdır, ona ise ancak sabredenler kavuşturulur” dediler. Derken biz, onu hem de sarayı ile yere geçiriverdik. O vakit Allâh’a karşı yardımına gelecek taraftarları da olmadı, kendini kurtaracaklardan da değildi. Dün, onun mevkiini temenni edenler de bu sabah şöyle diyorlardı: ‘Vay be, demek ki hakikat bu: Kâfirler felâh bulmayacak!’ (Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat) / FAZİLET TAKVİMİ 19 Şubat 2021, Cuma


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder