........... Tefsir âlimleri, ehil olmayan kimselerin çıkıp, Kur’ân-ı kerîm tefsiri diye kendi şahsî düşüncelerini söyleyip, yazmalarına mâni olmak için, müfessirde, yâni tefsir yapacak kimsede bâzı şartların bulunması lâzım geldiğini bildirdiler. Bunları, sekiz yüksek din bilgisini bütün incelikleriyle bilmek, on iki âlet ilmiyle bunların kolları olan yetmiş iki ilme vâkıf olmaktır. Bu sebeple tefsir yapacak kimsenin :
lügat,
metn-i lügat,
bedî,
beyân,
meânî,
belâgat,
kırâat,
usûl-i din (kelâm),
fıkıh,
esbâb-ı nüzûl,
nâsih ve mensûh,
Usûl-i fıkıh,
hadis,
usûl-i tefsir ve ilm-i kalp (tasavvuf, ahlâk ilmi) gibi çeşitli ilimleri öğrenmek, sarf, nahiv, mantık gibi âlet olan bilgilerde derinleşmek, zamânının fen bilgilerinde söz sâhibi olmak, âyet-i kerîmelerin zâhirî, zımnî, murâdî, iltizâmî mânâlarını ve her âyet-i kerîmenin, ne zaman, ne sebeple ve kimler için nâzil olduğunu, âyet-i kerîmelerin hangi hadîs-i şerîflerle ve nasıl açıklandığını hakkıyla bilmek lâzımdır. Ayrıca Ehl-i sünnet îtikâdında olup, kalpte Allah sevgisinden başka bir şeyin sevgisine yer verilmemesi ve ilm-i vehbîye, yâni Allah vergisi olan ilme sâhip olması lâzımdır. Ancak böyle bir âlim, Kur’ân-ı kerîmi tefsir edip, kelâm-ı ilâhîden murâd-ı ilâhîyi, Allahü teâlânın ilâhî murâdını anlayabilir. Böyle olmayanların Kur’ân-ı kerîmden mânâ çıkarmaya kalkışması, ilk mekteb talebesinin üniversite kitabı okumasına ve kimyâ deneyleri yapmaya kalkışmasına benzer. Böyle nice zavallıların, deneylerde kurban gittiği çok duyulmuştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder